Yönetmen: Kleber Mendonça Filho
24 Mart 2026 Salı
The Secret Agent (2025)
Yönetmen: Kleber Mendonça Filho
16 Aralık 2025 Salı
O Filho de Mil Homens (2025)
Yönetmen: Daniel Rezende
31 Mart 2025 Pazartesi
Ainda Estou Aqui (2024)
Yönetmen: Walter Salles
26 Mart 2022 Cumartesi
A Nuvem Rosa (2021)
Yönetmen: Iuli Gerbase
11 Aralık 2021 Cumartesi
7 Prisioneiros (2021)
Yönetmen: Alexandre Moratto
20 Haziran 2020 Cumartesi
A Vida Invisível (2019)
Yönetmen: Karim Aïnouz
Oyuncular: Julia Stockler, Carol Duarte, António Fonseca, Flávia Gusmão, Gregório Duvivier, Bárbara Santos, Maria Manoella
Senaryo: Murilo Hauser, Inés Bortagaray, Karim Aïnouz, Martha Batalha
Müzik: Benedikt Schiefer
Brezilyalı yazar ve gazeteci Martha Batalha'nın "A Vida Invisível de Eurídice Gusmão" adlı romanından Murilo Hauser, Inés Bortagaray ve Karim Aïnouz tarafından senaryolaştırılan, Aïnouz'un yönettiği A Vida Invisível, 2019 Cannes Film Festivali'nde Belirli Bir Bakış ödülü kazanmış çok güçlü bir dönem dramı. 1950'li yıllarda Rio de Janeiro’da yaşayan iki kız kardeşten Eurídice iyi piyano çalan, Viyana'ya gidip piyano eğitimi alma hayalleri kuran bir genç kız. Yunan denizci Iorgos'a aşık olan ve onunla evlenip Atina'ya yerleşmek isteyen Guida'nın ise gözü başka hiçbir şey görmemektedir. Guida geceleri gizli gizli kaçıp sevgilisiyle buluşurken Eurídice onu idare eder. Bir elmanın iki yarısı gibi olan kardeşler için Guida'nın bu aşkı sonun başlangıcıdır. Bir gece eve dönmeyen Guida, ardında Iorgos ile Yunanistan'a giden bir gemiye bindiğini, onunla evlendikten sonra Brezilya'ya geri döneceğini yazdığı bir mektup bırakıp gider. Birkaç yıl sonra Eurídice'in düğününde buluruz kendimizi. Viyana hayallerini gerçekleştiremeyip Antenor adlı bir gençle evlenen Eurídice, Rio de Janeiro’da başka bir eve taşınır. Bir gün Iorgos tarafından terk edilmiş şekilde karnı burnunda eve dönen Guida, annesi tarafından hoş karşılansa da, babası Manoel onu evden kovar. Eurídice'in nerede olduğunu sorduğunda ise evlenip Viyana'ya taşındığını söyler. Filomena adlı iyi kalpli bir kadınla karşılaşan Guida ise çocuğunu doğurup Rio'nun arka sokaklarında fahişelik yapmaya başlar. Guida'yı Atina'da sanan Eurídice, Eurídice'i Viyana'da sanan Guida birbirlerinden habersiz aynı şehirde, aynı havayı soluyarak hayallerinden uzakta kendi yaşamlarına dalmışlardır.
Dramatik açıdan son derece geniş bir vizyona sahip romanı, o vizyonu bozmadan ve ağırlaştırmadan senaryo haline getiren Aïnouz ve ekibi, bir Eurídice'in, bir Guida'nın hayatına girerek adeta iki filmi birlikte götürüyor. Farklı karakterlere sahip iki kardeşten Eurídice, piyano yeteneğini sanatsal ve akademik bir düzeye taşıma hayalleri kurarken, Guida ise sadece kalbinin sesine kulak verip gerçek aşk sandığı duygunun peşinden gitmeye odaklanmış bir genç kız. Dönemin erkek egemen yapılanmasının altını baba Manoel ve Eurídice'in kocası Antenor ile çizen film, özellikle Manoel'in evden kaçıp hamile olarak geri dönen Guida'yı topluma karşı utanç içinde kalacağı düşüncesiyle evden kovmasını hikayenin dönüm noktası olarak tanıyor. Onun dışında bu egemenliğin belirgin bir baskısı hissedilmiyor. Hatta Eurídice'in güçlü bir karakter oluşu, her ne kadar Antenor ona karşı çıksa da piyanoya dair ideallerini tamamen unutmasına izin vermiyor. Ama A Vida Invisível bütün benliğiyle iki kardeşin babaları tarafından ayrı düşürülmesi ve bu ayrılıktan haberleri bile olmaması üzerine nefes alıp veriyor. Ataerkillik saplantıları veya döneme dair dolaylı politik fonlar oluşturmuyor. Birbirini Avrupa'da sanan kardeşlerin aynı şehirde iki farklı yaşam içinde yaşadıkları iniş çıkışlar ve birbirlerine karşı duydukları derin özlem filmin her yanını kaplıyor. Guida'nın bıkmadan kardeşi Eurídice'e yazdığı, ne var ki sebebini sonra öğreneceğimiz şekilde bir türlü ona ulaşmayan mektupların bu özlemin canlı tutulmasında payı büyük.
Bu sıra dışı ayrılık hikayesinin hüzünlü ve gizemli olduğu kadar gerilimli bir yanı da var. Gerçeğin ne zaman açığa çıkacağı, tepkilerin ne olacağı, birbirine çok yakın bu iki hayatın nasıl kesişeceği gibi istim üstünde bir dramın etkisi altındayız. Çift taraflı bilinmezliğin yarattığı olağanüstü bir zemin inşa eden film, özellikle restoran sahnesinde büyülü olduğu kadar, o ramak kalma duygusunun iliklere işlediği çok yoğun bir an yaşatıyor. Yıllar geçtikçe örselenen özlemin bir yandan da tutkulu halini koruduğu duygusu, iki kardeşin hayatlarındaki gelişmelerin hep bir adım önünde duruyor. Filme bakarak Martha Batalha, romanında toplumsal normların el üstünde tuttuğu Eurídice'i ve o normların dışladığı Guida'yı seçimlerinden dolayı yargılamıyor. Her seçimin kişinin hayatındaki önemine dışarıdan, biz okurların ya da seyircilerin gözünden bakmaya çalışıyor. Onların yargılanışları da okurlar/seyirciler tarafından gerçekleştiriliyor. Onlara yapılan büyük haksızlığı daha fazla kaşıyor. Bunu yaparken farklı ihtimalleri de gözden geçirmemizi sağladığı anlar oluyor. Mesela Guida evi terk etmeseydi, Eurídice evlenmeyip hayallerinin peşinden koşsaydı, babası Guida'yı kovmasaydı, bir yan dramın öznesi olan anneleri Ana, Guida'nın söylediği gibi "kocasının gölgesi" olmasaydı gibi farklı ihtimaller bu hikayeyi bu kadar güçlü kılmayabilirdi. Birbirleriyle çok iyi anlaşan iki kardeş için bu ayrılık sürecinin başı, ortası, sonu fark etmeksizin derin bir hasret ve kederle yoğrulmuş şekilde konumlandırılması, edebi ve beşeri yönlerden bu eseri yüceltiyor.
Her ikisi de bu filmle São Paulo ve Valladolid Film Festivallerinden En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazanmış Julia Stockler (Guida) ve Carol Duarte (Eurídice), kendi farklı hayatlarının odak noktası olmayı bilen performanslarla bu güzel romanı/senaryoyu/filmi gururlandırıyorlar. Bedenen ayrı, kalben bir olan iki insanın kardeşlik duyguları çerçevesinde, hatta o çerçeveyi de aşan bir bağlılıkla yükselttikleri A Vida Invisível, ortak maziye sahip ama bir şekilde kopmuş, birbirlerine göre görünmez hayatlar yaşayan milyonlarca insanın hislerine tercüman olacak bazı detaylarla örülü incelikli bir film. Bir bakıma beklenmedik ama kesinlikle dokunaklı bir final bloğu ile bu narin hikayeye nokta konularak kalplere güçlü bir dokunuş gerçekleştiriliyor. Le meraviglie, Beach Rats, Petra, Lazzaro felice, Never Rarely Sometimes Always gibi farklı ülkelerden onlarca filmin görüntü yönetmenliğini yapmış Hélène Louvart'ın, müzikleriyle Alman besteci Benedikt Schiefer'ın da bu dokunuşta önemli rolleri var. Romana hakkını verdiğini düşündüren, 2000'li yılların en iyi uyarlamalarından biri olan A Vida Invisível, her ne kadar "Eurídice Gusmão'nun Görünmez Yaşamı" olarak anılsa da, aslında Eurídice ve Guida kardeşlerin birbirlerine karşı eşit derecede görünmezliklerinden kuvvet bulan, bu iki hayatın talihsizliklerini çok iyi dengelemiş bir yapım.
14 Eylül 2015 Pazartesi
O Lobo atrás da Porta (2013)
Yönetmen: Fernando Coimbra
Oyuncular: Leandra Leal, Milhem Cortaz, Fabiula Nascimento, Juliano Cazarré, Thalita Carauta, Isabelle Ribas
Senaryo: Fernando Coimbra
Üç kısa filmin ardından yazıp yönettiği ilk uzun metrajıyla pekçok ödül kazanan Fernando Coimbra filmi O Lobo atrás da Porta (Wolf At The Door), 6 yaşındaki kız çocukları Clara'nın tanımadıkları bir kadın tarafından kaçırılması sonrası perişan olan Bernardo ve Sylvia çiftinin çıkmazdaki evliliğine bakış atan sert bir dram. Bu kaçırılma olayında Bernardo'nun genç metresi Rosa bir anda baş şüpheli haline geliyor. Rosa'nın polis sorgusuyla bu ilişkinin başlangıcına gittiğimizde ise bizi ağır ağır tutkulu olduğu kadar gerilim dolu bir girdap içine çeken Coimbra, evlilik - yalnızlık, sadakat - ihanet zıtlıklarını akıcı ve tarz kaygısı güden bir anlatımla ele alıyor. Bu tarz, normalden biraz uzun ve diyaloglu tek planlarla olduğu kadar, nadiren hareketli kamerayla kendini belli ediyor. Özellikle Rosa'nın polis tarafından evinden alınışını filmin farklı zamanlarında bir ön, bir de arka plandan yansıtan bölümler çok etkileyici. İlk filmini çeken Coimbra, filmin genelinde yılların tecrübesine sahipmişçesine bir yönetim sergiliyor. Son ayların flaş dizisi Narcos'un iki bölümünü (La Gran Mentira ve You Will Cry Tears Of Blood) izlemiş olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.
Filmin bana göre olumsuz manada tek göze batan kısmı, Bernardo'nun polis sorgusu sırasında izlediğimiz Bernardo - Rosa ilişkisinin flashbacklerinin, bu kez Rosa'nın sorgusu sırasında en başa sarmış olması ki, olayın Bernardo alanı daha verimli biçimde kullanılabilirdi izlenimi uyanıyor. Yine de top Rosa'ya geçtiğinde film adeta yeniden başlıyor ve adım adım kaçırılma gizeminin ve yasak ilişkinin doğuracağı sonuçların kaygılı bekleyişi her yanımızı sarmaya başlıyor. Filmin özünü açığa çıkarmamak için fazla detaya inmek sakıncalı olabilir ama o öz, insanın bencilliği uğruna yapabileceklerinin çok çarpıcı bir boyutunu kucağımıza bırakıp giden nitelikte bir öz. Didaktik bir algı gözlerden kaçmasa da, ilişkilerin doğasına bir virüs gibi sızmaya meyilli şiddet, yalan, ihanet olgularının bedelleri üzerine bazen sarsıcı bir adalet anlayışını ihtiyaç gibi gören zihniyetler her zaman mevcut. Leandra Leal ve Milhem Cortaz'ın olağanüstü oyunculukları filmin gerçekliğini arttıran, tutku ve gerilimi bir potada yoğuran, yoğunlaştıran ve eriten nitelikte. O Lobo atrás da Porta, bittikten sonra da etkisini bir müddet sürdüren, sonrasında yaşanacakları detaylı biçimde kafalarda şekillendirebilecek dinamiklere sahip başarılı bir Latin Amerika sineması örneği.
30 Mart 2015 Pazartesi
Ônibus 174 (2002)
Yönetmenler: José Padilha, Felipe Lacerda
Müzik: Sacha Amback, João Nabuco
José Padilha ve Felipe Lacerda tarafından yönetilen Ônibus 174, 12 Haziran 2000'de Rio de Janeiro'da yaşanan rehin alma krizini ele alan bir belgesel. Sandro adındaki silahlı bir gencin 174 numaralı otobüsü kaçırarak içindekileri rehin alması, haber değeri taşıyan, ancak 150 dakikalık bir belgeselde işlenişi sıkıntı yaratabilecek bir olay. Fakat yönetmenler üç yıl sonra bu olayı, en yakın tanıklarıyla ayrıntılı biçimde analiz ediyorlar. Psikolog, sosyal hizmetler görevlisi, olay sırasında otobüs çevresinde görevli birkaç polis, korkulu anları en yakından yaşamış rehinelerden birkaçı, Sandro'nun çok sevdiği teyzesi ve onun gibi sokaklarda yaşayan arkadaşları bu analizin haritasını çıkarmada etkin rol üstleniyorlar.
Sokak çocuklarının yürek burkan sözlerinin fonunda tepeden gördüğümüz Rio'nun gecekondu ve modern kent tezatlığı ile açılan film, zaten amacının özelden genele ulaşmak olduğunu belli ediyor. Filmde küçükken annesi gözleri önünde katledilen, babasını hiç tanımamış Sandro'nun sokaklara düşmesinden sonra yaşadıkları üzerinden genel bir profil çıkarılıyor. Zira onun yaşadıkları, yüzlerce, binlerce çocuğun yaşadıklarından farklı değil. Bu genel profilde ekonomik ve sosyal sıkıntılardan, yani kısaca yoksulluğun sebep olduğu çöküntünün altında kalmış bireylerden dört başı mamur bir toplum eleştirisine ulaşılıyor. Küçüklüklerinden beri dışlanmış, hor görülmüş, uyuşturucu, hırsızlık ve daha pek çok suçun kucağına düşmüş bu bireylerin bir numunesi olan Sandro'nun da asıl amacı insanları rehin alıp öldürmek değil, farkedilmek.
Tabii onun bu amacını gerçekleştirme yönteminin yanlışlığı kadar, Brezilya polisinin, adalet sisteminin, insanlık dışı muameleler sergilenen ıslahevleri ve hapishanelerin yanlışlıkları da filmin merkez noktasında duruyor. Bütün bunları harika bir kurguyla bütünleştirip hem bu polisiye olayın gerilimini, hem de sosyal altyapısını paralel götüren Ônibus 174, farklı kesimlerden Brezilya gerçeğinin röntgenini kurgusal senaryolarla çeken Elite Squad, Carandiru, City Of God gibi filmlerin gerçekçi anlatımlarına, gerçeğin kendisiyle cevap veriyor. Böylece bir belgesel olduğu kadar altyapısı sağlam kurulmuş gerilimli bir polisiye de oluyor. 2008'de Last Stop 174 adıyla filme de alınan bu olay, öncesi, şimdiki zamanı ve trajik sonuyla kendisinden uyarlanmışların değil, direk kendisinin görülmesi gereken şekliyle Ônibus 174'te vücut buluyor.
30 Temmuz 2012 Pazartesi
2 Coelhos (2012)
Yönetmen: Afonso Poyart
Oyuncular: Fernando Alves Pinto, Alessandra Negrini, Caco Ciocler, Marat Descartes, Roberto Marchese, Neco Villa Lobos, Aldine Muller, Thaíde, Thogun
Senaryo: Izaías Almada, Afonso Poyart
Müzik: André Abujamra, Marcio Nigro
Edgar, teknoloji manyağı, gününü gün eden, aynı zamanda el altından dijital bombalar yapan bir adamdır. Bir trafik kazası sonucu Walter’ın eşini ve çocuğunu öldürdükten sonra yozlaşmış milletvekili Jader tarafından hapis yatmaktan kurtarılır. Bir akademisyen olan Walter ise Edgar’ın babasının restoranında çalışmaya başlar. Öte yandan savcı Julia ve avukat ortağı Henrique ise varoşların en tehlikeli gangsteri Maicom’u kollamaktadırlar. Ama Maicom’un hakkındaki onlarca suçlamadan kurtulabilmesi için vekil Jader’e iki milyon dolar ödemesi gerekmektedir. Bu takastan haberdar olan Edgar işi bozup parayı almak, hem Jader’den, hem de Maicom’dan kurtulmak için herkesi içine alan büyük bir plan yapmıştır.
Genç Afonso Poyart’ın yazıp yönettiği ilk uzun metraj olan 2 Coelhos, bu karmaşık ilişkiler yumağından oluşan hikayesini aynı karışıklıkta kurgulayıp bir de bu kurguya hız kazandırınca ortaya ilginç bir film çıkıyor. Gerçi ilginçliği olumlu veya olumsuz anlamda kullanmak seyirciden seyirciye değişiklik gösterebilir. Bir kere böyle bol karakterli mizahi suç hikayelerini Guy Ritchie filmlerine benzetmeyenleri dövüyorlar. 2 Coelhos’ta da gelenek bozulmuyor, hakkında okuduğunuz her iki eleştiriden birinde aynı referansla karşılaşıyorsunuz. Bunun doğruluk payı su götürmez. Ama Poyart’ın filminin Ritchie’nin tarzını fazlasıyla andırması onun kadar iyi olduğu ya da ona yaklaştığı anlamına gelmiyor. Her ne kadar tasarladığı suç ağlarını Ritchie gibi bağlayıp çözme yönünde kısmen başarılı sayılsa da, karakterleri ismen ve cismen tanıtan animasyonlu geçişler, ağır çekimler, klipsel çekimler, aptal tiplemeler, içinde bulunulan durumla alakasız espriler vs. sanki fazlasıyla bu referansla anılmak istermiş gibi kasten ve yoğun biçimde kullanılmış.
2 Coelhos her şeyden evvel “dağınık” bir film. Bu yeni tarzın zaten bir miktar o yolun yolcusu olduğuna dair örnekler izledik ve onları öyle sevdik. Ancak animasyonlarla, motor takmış kes-yapıştırlarla, video kliplerin (burada “estetiği” diyemiyorum!) sinir bozucu sabırsızlığıyla ilerleyen anlatım, bir süre sonra flashback rüzgarına da kapılınca bu defa “yorucu” bir hal alıyor. Ağır çekim hadisesinde gerçekten “ağır” kalması da ayrı bir tecrübesizlik örneği. Bunların hepsinin ekonomik veya belli bir amaca hizmet eden varoluşlarını umursamayan Poyart, seyirciyle oyun oynar gibi “bil bakalım ben bu çipi sana niye gösterdim, o adam telefonda kiminle konuştu, öteki ne zaman taraf değiştirdi, berikiler yalnız kaldığında ne konuştular” gibi bir sürü sahneyi soru-cevaba bağlayıp, cevapları da alakasız yerlere serpiştirerek sözde zihin jimnastiğini, zihin hamlığının yarattığı sıkıntıya dönüştürebiliyor. Buna birçok örnek arasından, Edgar’ın Julia’yı Maicom’un arabasında gördükten sonra yaşadığımız uzun flashback tecrübesi verilebilir.
Filmin bana yansıyan bu dağınık ve yorucu özellikleri, karakterleri benimseme yönünde de sıkıntı yarattı. Zengin çocuğu kontenjanından bir kahraman ideali yaratmaktan uzak Edgar ve fırıldak çevirmekten fırıldak olmuş Julia çiftinden (ve onları bu planı uygulamaya iten birbirleri dışındaki motivasyonların eksikliğinden) bir kıvılcım çıkmıyor. Oyuncular da iz bırakan bir iş çıkarmıyorlar. Belki yaşadığı trajediden ötürü kendine en fazla inandıran karakter Walter ki, Edgar ve Julia’nın finaldeki konumları bile onun sayesinde bir anlam ifade ediyor. Çatışma sahnelerinin zindeliği ve Brezilya’nın varoştan şehir merkezine uzanan doğal ortamlarının yarattığı sinematik nimetleri kimi zaman çok iyi kullanan idaresiyle 2 Coelhos, Afonso Poyart’ın çıkış filmi olarak fena sayılmaz. Ama karşılaştırıldığı isim ve filmlerin kalitesine erişebilmesi için önünde daha çok yol var.
17 Kasım 2011 Perşembe
Anjos do Sol (2006)
Yine Brezilya, yine acı ve keder.. Küçük yaştaki kız çocukların nasıl fuhuş sektörüne köle edildiğini çok çarpıcı bir dille anlatan bir film. Ailesi tarafından acımasızca fuhuş simsarlarına satılan 12 yaşındaki Maria'nın yürek yakan öyküsünü izlemek zordu gerçekten. Natalie Portman'ın Leon'daki performansına benzer bir his uyandırması da mümkün küçük Fernanda Carvalho'nun filmden sonra psikolojik tedavi görmüş olması da muhtemel. Brezilya'da her yıl binlerce çocuğun cinsel istismara uğradığını dünyaya duyurma misyonu da başarılı biçimde yerine getirilmiş. Acı ama gerçek filmlere yüreği elverenler mutlaka görmeli.
11 Kasım 2010 Perşembe
O Homem Que Copiava (2003)
10 Nisan 2008 Perşembe
Cidade dos Homens (2007)
Yönetmen: Paulo Morelli
Oyuncular: Douglas Silva, Darlan Cunha, Jonathan Haagensen, Rodrigo dos Santos, Camila Monteiro, Naima Silva, Luciano Vidigal, Pedro Henrique
Senaryo: Elena Soarez, Paulo Morelli, Elena Soarez
Müzik: Antonio Pinto
"Rio De Jenerio'da 700'ü aşkın kenar mahalle mevcut. Birçoğu uyuşturucu satıcıları tarafından ele geçirilmiş ve tepeden tırnağa silahlanmıştır. Siyahiler'in AR15'i, Pisto, Uzi'si, HK'ları ve bunun gibi bir çok silahı var. Dünyanın başka her yerinde bu silahlar bir savaş sebebidir. Rio'da ise sadece suç sebebi..."
Tropa de Elite bu cümlelerle açılıyordu. Cidade dos Homens ise o mahallelerden birine zoom yaparak, müthiş dramlar yakalıyor. Evli ve bir erkek çocuk babası genç Ace ile kayıp babasının peşine düşen Laranjinha arasındaki sıkı dostluk etrafında vücut bulan bu nefis film, Brazilya varoşlarının içine düştüğü toplumsal bataklığı en iyi tasvir eden filmlerden bir tanesi olmuş. Genç ve karizmatik Madrugadão liderliğindeki bir çete ve onun ait olduğu mahalle, Madrugadão en yakın adamı tarafından ihanete uğrayınca cehenneme dönüyor. İki arkadaş ise özel hayatlarındaki sorunlar yanında yüklüce bir hayatta kalma, hayata olan inançlarını yitirmeme mücadelesi veriyorlar. Brezilya'da tam 4 sezon oynamış bir TV dizisinin uzun metrajı. Keşke izleseydik ama diziyi izlememiş olmak da birşey kaybettirmiyor olsa gerek. Yapımcılar arasında yer alan, yapımcı olarak dizinin de arkasında durmuş olan, efsane başyapıt Cidade de Deus'un yönetmeni Fernando Meirelles için bir saygı duruşu daha. Zaten bu adamın adını nerede görsem içimi bir heyecan kaplıyor. Mükemmel bir prodüksyon, yine o kirli doğal ortamın steril görüntüleri, yine enfes latin ezgileri... Cidade de Deus'un dizlerinin dibine ne de güzel yakışıyor!




.jpg)






.jpg)



