9 Eylül 2026 Çarşamba

El ser querido (2026)

 
Yönetmen: Rodrigo Sorogoyen
Oyuncular: Javier Bardem, Victoria Luengo, Melina Matthews, Marina Foïs, Raúl Arévalo, Pablo Gómez-Pando, Raúl Prieto, Pepa Gracia, 
Laura Birn
Senaryo: Isabel Peña, Rodrigo Sorogoyen
Müzik: Olivier Arson

Esteban Martínez (Javier Bardem), uluslararası üne sahip, Oscar kazanmış, egosu ve geçmişteki taşkınlıklarıyla ünlü bir yönetmen. Yıllardır görmediği kızı Emilia'yı (Victoria Luengo) yeni filminin başrolünde oynaması için bir restorana davet eder. Ancak bu teklifin ardında yalnızca profesyonel bir amaç yoktur.  Esteban aslında 13 yıllık yokluğunu bu şekilde telafi etmek istemektedir. Emilia teklifi kabul eder. Ama film çekimi sürecinde geçmişin hesaplarının ortaya serilmesi kaçınılmaz olacaktır. Rodrigo Sorogoyen'in tüm filmlerinde beraber çalıştığı Isabel Peña ile senaryosunu yazdığı ve endisinin yönettiği El ser querido (The Beloved), konusu sebebiyle ilk olarak Joachim Trier'in Sentimental Value filmiyle karşılaştırılmaya başladı. Sorogoyen ve Isabel Peña, bu projeden haberdar olduklarında kendi filmlerinin üzerinde çalışmaya devam ettiklerini anlatmışlar. Sorogoyen, aynı başlangıç fikrinden tamamen farklı filmler çıkmasının mümkün olduğunu belirtmiş. Kaldı ki iki film birbirinden oldukça farklı. Trier daha çok aile, sanat ve kuşaklar arasındaki duygusal miras üzerine odaklanmış, El ser querido'ya nazaran karakter fazlalığı filmin farklı odaklarda gezinmesine yol açmıştı. Oysa Sorogoyen, belki de Sentimental Value'nun doğrudan ve samimi biçimde eğilmediği, evladını terk etmiş bir insanla yeniden ilişki kurmanın ahlaki ve psikolojik zorluğunu masaya yatırıyor. Sadece baba-kız arasındaki bu hassas dinamiklere odaklanıyor. Zaten Emilia'nın film teklifini kabul etmesiyle film bu muadilinden tamamen ayrılarak özgünleşiyor.

El ser querido, "problemli baba-kız ilişkisi" başlığı altında sevgi ve öfkenin aynı anda var olabilme ihtimalini, sevginin affetmeyi ne derece kolaylaştıracağı, terk edilmenin telafisinin mümkünatı gibi çatışmaları tartışmaya açan bir dram. Hafıza, suçluluk, ebeveynlik, sanat ve affetme üzerine  katmanlı bir film. Sorogoyen, El ser querido'yu babasına ithaf etmiş. Filmin Sorogoyen'in özel hayatıyla bağlantısı var, ama bunu otobiyografik diye okumak yanlış olur. Zira babası onu terk etmediği gibi, ilişkileri de kötü değil. Dolayısıyla Javier Bardem'in karakteri Sorogoyen'in babasının bir portresi değil. Sorogoyen'in anne ve babası ayrılmış. Kendisi çocukluğundan beri annesiyle yaşamış, ancak babasıyla ilişkisinin mükemmel olduğunu söylüyor. Yine de hayatında bir tür baba yokluğu deneyimlemiş ve bunu elinden geldiğince dışarı vurabilecek bir kurgu ortaya çıkarmış. Hem fiziksel, hem duygusal anlamda baba figürünün yokluğu bunun gibi pek çok senaryoya ilham vermiştir. Görünürde El ser querido'nun da fazla bir farkı yok. Ama gerek senaryonun görsel değil, sözel olarak geçmişi canlandıran anların samimiliği, bu anlardan yapılan duygusal çıkarımların sahiciliği ve tabii oyuncu performansları filmi yukarı taşıyan en belirgin unsurlar. Esteban'ın kızını gerçekten sevdiğine, Emilia'nın da babasına duyduğu öfkeye rağmen ona bir bağ hissetmesine ikna olmamız çok kolay. Ne var ki özellikle artık yetişkin bir kadın olan Emilia tarafında çocukluğunun eksikliklerini atlatmak o kadar kolay olmamış.


Film farklı görüntü formatları ve özellikle 35 mm, 16 mm ve 8 mm görüntüler, ayrıca siyah-beyaz bölümler kullanıyor. Bunlar yalnızca güzel görünen biçimsel numaralar değil, karakterlerin psikolojik durumlarıyla ve film içinde film fikriyle ilişkilendiriliyor. Bu ilişkilendirmede bazen savruk görünse, sinemanın dilini değiştirdiğini fazla belli etse de genel olarak filmin duygusal karakterine uyumlu bir biçimden söz edebiliriz. Hatta çok iyi çekilmiş iki sahne bunun en güçlü kanıtı. Filmin yaklaşık 20 dakikalık açılış restoran sekansı çok önemli. Sorogoyen, Bardem ile Luengo'nun çekimden önce birbirleriyle tanışmamalarını ve prova yapmamalarını istemiş. Hatta bu uzun karşılaşma sırasında senaryoda olmayan konuşmalar ve sessizlikler için alan bırakmış. Estaban'ın filminin çekimleri sırasında, açık havadaki yemek masası sahnesinde oyuncuların bir türlü havaya giremedikleri, Esteban'ın da sahneyi çekememekten dolayı adım adım sinirlenmeye başladığı yaklaşık 15 dakikalık bölüm de giderek artan gerilimi, özellikle de Esteban ve Emilia arasında yükselen tansiyonuyla çok çarpıcı. Que Dios nos perdone, El reino, As bestas gibi filmlerinde çok güçlü gerilim anları yaratmış Sorogoyen, burada gerilimin kaynağını değiştirerek senaryonun özüne inebilmiş. Baba ile kızın gerçek ilişkisiyle, baba ile kızın kamera karşısında oynadığı ilişkinin farklı parametrelerini, gelgitlerini, hesabı görülmemişliğini gerçekçi bir sinema diliyle işlemiş. bunu yaparken kimi zaman bir çığlık atma isteği de, ince bir sızıyla sakince gözyaşı dökme isteği de uyandırmış.

Esteban'ın karizması, başarısı ve entelektüel otoritesi, yıllardır kendi davranışlarını haklılaştırmasına yardımcı olmuş. Usta aktör Javier Bardem bunu sürekli yüksek sesle oynamak yerine bakışlarla, küçük jestlerle ve konuşmaların içindeki ton değişimleriyle veriyor. Bardem, Esteban'ı sevimli hale getirmeye çalışmıyor ama kendi şimdiki zamanında kötü bir baba portresi de çizmiyor. Sadece geçmişindeki yanlışlardan belli dersler çıkarmış ancak o zamanki kötü babalığını telafi etmek için çok geç kaldığının farkındalığına uyanan bir adam olarak Emilia'ya nasıl yaklaşacağının acemiliğini yaşayan bir adam. Bardem'in oyunculuk ağırlığı altında Emilia karakterinin silinmesi çok kolay olabilirdi. Fakat Victoria Luengo buna izin vermiyor. Emilia'nın öfkesi bağırarak ifade edilen bir öfke değil. Daha çok kırılganlık, mesafe, tereddüt, dengede durabilme üzerinden ilerliyor. Bu cümleleri söyletebildiği için Victoria Luengo'nun performansı da çok doğru yerlerde durmakta. Her iki oyuncu için de bir bakış, bir suskunluk veya yanlış bir cümle duruma göre hem tehditkar, hem de ince sızılar yaratan bir hüzün ifadesi haline gelebiliyor. Sonuç olarak baba-kız ilişkisi aracılığıyla birçok duyguyu bir araya getiren, yüzeyi de, psikolojik derinliği de farklı miktarlarda perdeye aktarabilen güçlü bir Sorogoyen dramıyla daha karşı karşıyayız.