Yönetmen: Kent Jones
Oyuncular: Willem Dafoe, Greta Lee, Edmund Donovan, Clay Singer, Arthur Langlie, Graham Campbell, Luca Padovan, Tony Torn, Clark Johnson
Senaryo: Samy Burch, Arthur Schnitzler
Müzik: Don Fleming
Ed Saxberger, gençliğinde New York'un edebiyat çevresinde dikkat çekmiş bir şairdir. Ancak yıllar geçtikçe edebiyat dünyasından uzaklaşmış, bir postane çalışanı olarak sıradan bir hayatın içine çekilmiştir. Artık şiirleriyle değil, geçmişteki sanatsal kimliğini geride bırakmış yalnız yaşayan bir adam olarak yaşamaktadır. Her şey, genç bir edebiyat meraklısı olan Meyers'ın bir gün Ed'i bulmasıyla değişir. Meyers, Ed'in yıllar önce yayımlanan şiir kitabı Way Past Go'yu keşfetmiştir ve onu çağdaşlarının gözünde yeniden değerli hale getirmek istemektedir. Ed böylece kendisini genç yazarların, sanat meraklılarının ve yaratıcı olduklarına inanan insanların oluşturduğu bir çevrenin içinde bulur. Bu insanlar onun şiirlerini bir tür unutulmuş hazine olarak görmektedir. Bu yeni çevre, Ed'e yalnızca geçmişini hatırlatmaz, ona yeniden önemli biri olabileceği duygusunu da verir. Üstelik grubun üyelerinden Gloria'nın varlığı, bu deneyimi daha da karmaşıklaştırır. Arthur Schnitzler'ın aynı adlı kitabından, May December filmiyle orijinal senaryo Oscar adaylığı almış Samy Burch'ün senaryosunu yazdığı, Kent Jones'un yönettiği Late Fame, unutulmuş bir şairin yıllar sonra yeniden keşfedilmesini anlatırken şöhret, sanatın samimiyeti, yaşlanmak ve insanın geçmişteki hayalleriyle hesaplaşması üzerine düşünen, gösterişsiz ama kendi bünyesinde zengin bir bağımsız film.
Filmin dramatik gücü, bu gençler gerçekten Ed'in sanatına mı hayran, yoksa onun üzerinden kendi entelektüel kimliklerini mi inşa ediyorlar sorusu üzerine kurulu. Gençler şiire, edebiyata ve sanata ilgi duyduklarını söylüyorlar. Teknolojinin, sosyal medyanın ve modern hayatın yüzeyselliğinden uzaklaşmak istiyorlar. Kendilerini sıradan insanlardan ayıran şeyin entelektüel merakları ve sanatsal duyarlılıkları olduğuna inanıyorlar. Ancak burada bir çelişki var. Sanatın ticarileşmesine ve insanların kendilerini sosyal medya üzerinden pazarlamasına karşı çıkan bu gençler, bir yandan da kendi kimliklerini oluşturmak için sanatı kullanıyorlar. Hatta performanslarıyla ilgili eleştirilere ulaşmak için sosyal medyaya başvuruyorlar. Ed'i keşfetmeleri, onun şiirlerinin değerinden bağımsız olarak, kendilerine ayrıcalıklı bir konum kazandırıyor. Çünkü unutulmuş bir şairi yeniden keşfetmek, yaşayan ve tanınmış bir şairi beğenmekten daha havalı bir entelektüel faaliyet gibi görünüyor. Böylece Ed, onların gözünde yalnızca bir şair olmaktan çıkıp, bir keşfe, bir projeye, hatta bir tür kültürel sermayeye dönüşüyor. Sanatı gerçekten sevmekle sanatsever görünmeyi istemenin aynı şey olmadığı vurgulanıyor. Bu eleştiri yalnızca gençlere yönelik de değil. Sanat çevrelerinin, eleştirmenlerin ve kültürel seçkinlerin de zaman zaman eserlerden çok isimlere, hikayelere ve imajlara önem verdiğini düşündürüyor.
Greta Lee'nin canlandırdığı Gloria ise, filmin yalnızca romantik ya da baştan çıkarıcı unsuru değil. Sanat dünyasının farklı bir yüzünü temsil ediyor. Onun oyunculuk ve sahne sanatlarıyla ilişkisi, idealist bir sanatçı imajıyla gerçek hayatın koşulları arasındaki gerilimi ortaya çıkarıyor. Bu ikisi arasında sıkıştığında Ed ile olan ilişkisi basit bir romantik hikayeye dönüşmüyor. Aralarındaki çekim, yaşlanma, arzu, yalnızlık ve kişinin kendisini başkalarının gözünde yeniden tanımlama ihtiyacıyla iç içe geçiyor. Willem Dafoe, Ed Saxberger rolünde gösterişli bir performans sergilemiyor. Tam tersine, karakterini büyük ölçüde bastırılmış duygular, tereddütler ve küçük davranış değişiklikleri üzerinden kuruyor. Keşke bu karakterin geçmişine dair de bir şeyler öğrenebilseydik duygusuna kapılabiliyoruz. Ed'in içinde, hayatının geldiği noktayı kabullenmiş bir adam ve hala takdir edilmeyi isteyen eski şair bir arada duruyor. Dafoe, bu çatışmayı abartılı duygusal sahnelere ihtiyaç duymadan yansıtıyor. Late Fame büyük ölçüde onun performansıyla ayakta duran bir karakter filmi. Kent Jones'un yönetmenliği de gösterişten uzak. Karakterlerin tepkilerinden, mimiklerinden, konuşmalarından ince gerilimler yaratabiliyor. Bu yüzden hareketli bir olay örgüsü, belirgin bir çatışma ve büyük bir final bekleyen izleyicileri tatmin etmemesi normal karşılanabilir. Late Fame, şöhretin kendisinden çok, şöhret arzusunun insan üzerindeki etkisini, görülmeyi, takdir edilmeyi anlatan, sakin ama düşündürücü bir film.



.jpg)





.jpg)
.jpg)
