Yönetmen: Nima Javidi
Oyuncular: Navid Mohammadzadeh, Parinaz Izadyar, Mani Haghighi, Setareh Pesyani, Amir Keyvan Masoumi, Atila Pesiani
Senaryo: Nima Javidi
Müzik: Hojjat Hassanpour, Ramin Kousha
1967’de İran’ın güneyindeki bir hapishane, şehrin yeni havaalanına yakınlığı nedeniyle boşaltılmaktadır. Hapishane müdürü Binbaşı Nemat Jahed, mahkumları yeni hapishaneye nakletmektedir. Saat 17:00'ye kadar boşaltılıp sonra yıkıma başlanacaktır. Ama aynı gün, hakkında idam kararı alınmış bir mahkumun kayıp olduğu anlaşılır ve zamana karşı bir yarış başlar. Nima Javidi'nin yazıp yönettiği The Warden, büyük bölümü bu hapishane binasının odalarında, hücrelerinde, avlusunda geçen farklı bir insan avı hikayesi. Bir hapishanenin nakil telaşı, müdür Jahed'in bu nakil sonrası emniyet müdürlüğüne terfi ihtimali, sonra haksız yere cinayetten hapse atılıp idam cezasına çarptırılmış Ahmed adlı bir mahkumun ortadan kaybolması ve bu terfinin tehlikeye girmesi, yıkım için verilen sürenin azalması yaklaşık 90 dakikalık bir polisiye gerilim için yeterince iyi bir malzeme. Nima Javidi bu malzemeyi ekonomik ölçüde süresine dağıtıp son sahnesine kadar gizemini koruyan güçlü bir drama adını yazdırıyor. Javidi sağa sola savrulmadan, rafine sahnelerle senaryo omurgasını kurduktan sonra adeta düzlüğe çıkıp istediği özgür eleştirel ortamı yaratıyor. Şah rejiminin sert baskısının hüküm sürdüğü 60'ların toplum üzerindeki etkilerine bir hapishane özelinde bakan film, katı adalet sistemi ve vicdan arasındaki kadim mücadeleyi çok çarpıcı biçimde özetleyen bir yapıya sahip.
Filmin merkezindeki hapishane müdürü Binbaşı Jahed karizmatik, otoriter, soğuk bir görüntü çizerken, emniyet müdürlüğü için adının geçtiğini öğrendiğinde lavaboda sessizce dans etmeye başlayınca yaratılan kontrast ona bir anda insani bir katman yüklüyor. Nakil esnasında orada bulunan güzel sosyal hizmetler uzmanı Susan ile biraz muğlak bir duygusal elektriklenme de yaşıyor. Kazasız belasız nakil işini halledip yeni görevine doğru yol almak isterken sayımda bir mahkumun eksik çıkması, o mahkumun da idam cezası olduğunun ortaya çıkmasıyla o ağır görüntüsüne bir miktar panik ekleniyor. Mahkum Ahmed hala hapishanenin içinde mi yoksa dışarı çıkmayı başardı mı belirsizliği, saatler ilerledikçe tansiyonu ufak ufak yükseltiyor ve Jahed için Ahmed'i bulmak bir saplantıya dönüşüyor. Bu karman çorman duygular arasında, kariyeri önündeki en önemli engel olarak görünen bu kaybın sebep olduğu saplantı duygusu ağır basıyor. Ahmed'in idam cezasına çarptırıldığı cinayet suçunun sürekli Susan, bazı tanıklar ve kaybolduğunu duyup hapishaneye gelen eşi tarafından haksız olduğunun yinelenmesi de Jahed'in bu saplantısını kıramıyor. Ahmed'in gerçekten suçlu mu yoksa suçsuz mu olduğuyla değil, onun bir an önce bulunmasıyla ilgileniyor. Seyirciye gösterilmeyen Ahmed ile onu bulmayı takıntı haline getirdiği için mantıklı hareket edemeyip Ahmed'in küçük kızını bile ağlatmaktan çekinmeyen Jahed arasındaki bu kedi fare oyunu çok güçlü bir çatışma ortaya koyuyor.
Bir türlü bulunamayan Ahmed ve onu bulamadıkça bir sonraki hamlesi kestirilemeyen Jahed, seyircide hemen hemen aynı ölçeklerde sinir yıpranması yaratıyor ki, Nima Javidi'nin en büyük başarılarından biri de bu karşıtlıktan eşit ya da birbirine çok yakın gerilimler üretebilmesi. Baskı rejimini temsilen Jahed'in, artık bir noktadan sonra gerçekten haksız yere idam cezası almış olduğuna inanmaya başladığımız Ahmed'i bulma hedefinin nasıl sonuçlanacağını merak ediyoruz. Ve o sonuç o kadar etkileyici biçimde karşımıza çıkıyor ki, hangi tarafın bu mücadeleden galip çıkacağı ancak bu kadar derin ve anlamlı şekilde tespit edilebilirdi. Navid Mohammadzadeh'in Jahed performansı filmin kalbi. Bu kalp film boyunca gergin, sevinçli, öfkeli, hırslı bir karışımla atıyor. Susan olarak izlediğimiz Parinaz Izadyar'ın tutkulu yardımcı rolü de çok başarılı. Nima Javidi'nin kamerasıyla sergilediği olağanüstü bir performans sekansı da var ki, onu da filmin kendisine saklayalım. Javidi genel olarak senaryosunun her kıvrımına hakim bir reji sergiliyor. Hapishane atmosferinin gölgeli, soğuk ve boğucu karakterini, pek çok trajediye şahitlik etmiş duvarların, zeminin, dar koridorların, hücrelerin doğasını gerçekçi biçimde yansıtıyor. Hapishane dışındaki açık alan sahnelerine de aynı oranda muktedir, çok iyi çekilmiş bir film The Warden. Orijinal adı Sorkhpoost (Kızılderili) olan film, vahşi doğada kolayca izini bulabilen ve kaybettirebilen, sistemin her zaman bir "öteki" olarak yaftaladığı sembole istinaden bu isimle de gayet anlamlı.








