Yönetmen: Ildikó Enyedi
Oyuncular: Tony Leung Chiu-wai, Luna Wedler, Enzo Brumm, Léa Seydoux, Sylvester Groth, Marlene Burow
Senaryo: Ildikó Enyedi
Müzik: Kristóf Kelemen, Gábor Keresztes
Silent Friend, Macar yönetmen Ildikó Enyedi'nin yazıp yönettiği, doğa, zaman ve insan bilinci üzerine kurduğu şiirsel bir drama. Film, Almanya'nın Marburg kentindeki bir ginkgo ağacını merkez alıyor ve 1908, 1972 ve 2020 yıllarında geçen üç farklı hikâyeyi birbirine bağlıyor. Filmin asıl kahramanı da bu hikayelerdeki insanlardan çok, yüz yılı aşkın süredir ayakta duran bu ginkgo ağacı. Üniversite öğrencileri, bilim insanları ve araştırmacılar gelip geçerken ağaç sessiz bir tanık olarak kalıyor. Film, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi, yalnızlığı, bilginin sınırlarını ve farklı yaşam formlarıyla iletişim kurma fikrini üç hikaye üzerinden ele alıyor. Sinematografik açıdan her dönem farklı bir görsel dille tasarlanmış. 1908'in erkek egemen akademik dünyası, 1970'ler üniversitelerinin özgürlük bilinci ve 2020'nin pandemi döneminin yalnızlığı birbirinden farklı hissediliyor. Kamera doğaya büyük bir sabırla, elit bir şiirsellikle bakıyor ve ağacı neredeyse yaşayan bir karaktere dönüştürüyor. Bu yönüyle film, Enyedi'nin önceki filmi olan On Body and Soul'daki insan-doğa bağlantısı temasını daha da ileri taşıyor. O filmde birbirinden farklı iki kırılgan karakterin ortak noktasını, doğanın en narin hayvanlarından biri olan geyik imgesiyle kesiştiren Enyedi, Silent Friend'de farklı dönemlerde yaşayan üç ana karakterin ortak noktalarını kadim bir ginkgo ağacıyla kesiştiriyor.
Filmde yer alan üç hikayenin kendine has dokuları olsa da, geleneksel dramatik yapı veya güçlü bir olay örgüsü bekleyen izleyiciler için sabır gerektiren bir deneyim olabilir. Tematik olarak ilginç, ancak dramatik açıdan her zaman aynı güce ulaşamayan hikayeler bunlar. Enyedi'nin yaklaşımı geleneksel anlatıdan oldukça uzak. Hikayeler ilerlemekten çok gözlem yapıyor, karakterlerin iç dünyalarına ve doğayla kurdukları bağa odaklanıyor. Bu nedenle film, olay örgüsünden çok atmosfer ve düşünce üzerine kurulu. Söz konusu üç zaman dilimi ilk bakışta birbirinden bağımsız görünse de, onları bir arada tutan şey ginkgo ağacının sessiz varlığı. Ağaç sadece bir dekor değil, insanların ömrünü aşan zaman algısını temsil ediyor ve her dönemde farklı bir anlam kazanıyor. Bu dönemlere kısaca bakacak olursak:
1908:
İlk hikaye Marburg Üniversitesi'ne kabul edilen ilk kadın öğrenci olan Grete'yi merkez alıyor. Grete'nin kabul mülakatıyla açılan hikayede profesörler onun bilgi düzeyini ölçmekten çok, kadın olduğu için zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Özellikle bitkilerin üremesiyle ilgili sorularla onu utandırmak istiyorlar. Ancak Grete bütün soruları başarıyla yanıtlıyor ve komiteyi etkilemeyi başarıyor. Film, Grete'nin üniversiteye biyoloji (veya botanik) eğitimi almak amacıyla girmesine rağmen, zamanla fotoğrafçılığa da güçlü bir ilgi geliştirmesini bir yön değişikliği olarak değil, iki alanın birleşmesi olarak sunuyor. Fotoğraf sayesinde bitkilere farklı gözle bakmaya başlıyor, onların biçimlerinde ve dokularında "evrenin kutsal desenlerini" keşfediyor. Bu nedenle Grete'nin bitkilerle ilişkisi yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda sanatsal ve sezgisel. Enyedi, Grete'nin bitkilere dokunma, onları dikkatle gözlemleme ve onlarla sessizce vakit geçirme biçimi özellikle vurguluyor. Bu sahneleri yakın planlarla ve uzun sessizliklerle çekerek bitkilerin yalnızca dekor olmadığını hissettiriyor. Ginkgo ağacı, bilimsel merak ile doğaya duyulan hayranlığın kesişim noktası haline geliyor. Üniversitenin yükseldiği, modern bilimin doğayı sınıflandırmaya ve anlamlandırmaya çalıştığı bir dönemde ağaç, insanların tüm bu çabasına sessizce tanıklık ediyor. İnsanlar onu inceleyen, adını koyan ve açıklamaya çalışan varlıklarken, ağaç hiçbir açıklamaya ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürüyor.
1972:
Ildikó Enyedi bu bölümde doğayla ilişkiyi karakterler üzerinden, özellikle sardunya bitkisi aracılığıyla somutlaştırıyor. Yeni tanışan ve aynı binada kalan üniversite öğrencileri Hannes ve Gundula, muğlak bir duygusallıkla yakınlaşırken, Gundula'nın bir sardunya ile yaptığı deney sayesinde bu ilişkinin tarafları hakkında bilgi edinmemiz sağlanıyor. Deneyin amacı, bitkinin insan varlığına ve insan davranışlarına ölçülebilir biçimde tepki verip vermediğini araştırmak. Bu amaçla mor bir sardunyaya dönemin teknolojisine uygun, kaba görünümlü bir sensör bağlanıyor. Sensör, bitkinin elektriksel değişimlerini kaydediyor. Bu kurgu, bitkilerin çevresel uyaranlara elektriksel sinyallerle tepki verdiğini inceleyen gerçek araştırmalardan esinleniyor. Gundula arkadaşlarıyla geziye çıktığında deneyi Hannes'e emanet ediyor. Başlangıçta bu sadece bir dizi komuttan oluşan gözleme dayalı sıradan bir görev. Ancak Hannes zamanla bitkinin verdiği sinyalleri dikkatle izlemeye başlıyor. Sensörü geliştirerek sardunyanın tepkilerini evin küçük kapısını açacak bir mekanizmaya bile bağlıyor. Böylece bitkinin tepkilerinin fiziksel sonuçlar üretebileceğine dair fikir ediniyor. Bu da başta doğa çalışmalarıyla ilgilenmediğini söyleyen Hannes için önemli bir karakter dönüşümü sayılabilir. Bu deney bilimsel açıdan bitkilerin insanlarla ortak bir "iletişim dili" ya da en azından ölçülebilir tepkileri olup olmadığını araştırmak kadar, felsefi açıdan insanların doğaya yalnızca kaynak veya nesne olarak değil, kendi varoluş biçimine sahip canlılar olarak bakmayı öğrenmesini sağlamak amacını da taşıyor. Sardunya, ginkgo gibi yüzlerce yıl yaşayan anıtsal bir ağaç değil, evlerin pencere önlerinde yetişen, düzenli bakım isteyen sıradan bir bitki. Başka bir deyişle doğa, sadece dışarıdaki vahşi dünya değil, evin içine taşınmış, insanla aynı yaşam alanını paylaşan bir kudret.
2020:
Pandemi döneminde geçen son hikayede ise araştırması için Marburg'da bulunan ve pandemi yüzünden üniversite kampüsünde mahsur kalan Hong Konglu nörobilimci Tony ve onu bir uzaylıymış gibi merakla gözlemleyen güvenlik görevlisi Anton arasında giderek buzların eridiği bir kader birliği var. Aynı zamanda internette bir konferansına denk geldiği, dokunulduğunda yapraklarını kapatan, dış uyarılara tepki veren bir bitki olan mimozanın anlayan, öğrenen, karar veren zeki bir bitki olduğunu anlatan Fransız akademisyen Alice ile zoom üzerinden fikir alışverişinde bulunan Tony, ağaçla da sessiz bir ilişki içinde. Alice ile görüştükçe, bir nörobilimci olarak bilincin yalnızca sinir sistemine sahip canlılara özgü olup olmadığını sorgulamaya başlıyor. İlk bölümde Grete'nin sezgisel olarak hissettiği, ikinci bölümde Gundula'nın deneysel olarak araştırdığı fikir, Tony'de disiplinler arası bir sorgulamaya dönüşüyor: Ya bilinç, bizim düşündüğümüzden çok daha geniş bir olguysa? Bu bölüm aynı zamanda insan merkezli bakış açısını sorguluyor. Küresel ölçekte büyük bir pandemi krizi yaşanırken doğa kendi ritmini büyük ölçüde koruyor. Ginkgo ağacının, insanlığın geçici kaygılarının ötesinde işleyen çok daha uzun bir zamanın temsilcisi olduğunu anlıyoruz. Alice, konferansında "ortak bir dile sahip olmadığınız bir varlıkla nasıl anlaşırsınız" diye soruyor. Aynı dili konuşamayan Tony ve Anton kadar, insanoğlu ile ginkgo ağacı, sardunya veya mimozanın da birbirlerini öğrenmek, anlamak için kendi yöntemleri olduğu fikri hiç de mantıksız görünmüyor.
Bu üç hikaye birlikte düşünüldüğünde Silent Friend, aslında insanların hikayesini anlatmaktan çok doğanın zamanını anlatan bir film. Ağacı pasif bir tanık olmaktan çıkarıp, hafızası insan ömrünü aşan canlı bir varlığa dönüştürür. İnsanlar doğaya hükmettiklerini ya da onu anladıklarını düşünürken, Enyedi tam tersini ima eder: Belki de asıl bizi gözlemleyen ve bizden geriye kalanları sessizce hatırlayan doğanın kendisidir. Bu nedenle filmin "sessiz dostu" yalnızca karakterlerin değil, izleyicinin de farkına varmasını istediği o kadim ginkgo ağacıdır. Film boyunca tekrar edilen fikir aslında şuna benziyor: Doğayı anlamak için ne yalnızca bilim yeterlidir ne de yalnızca sezgi. Gerçek anlayış, ikisinin kesiştiği yerde ortaya çıkar. Enyedi, ginkgo ağacını gerçek bir başrol olarak tasarlamış. Özellikle Tony Leung Chiu-wai (Tony), Luna Wedler (Grete) ve Enzo Brumm (Hannes) üçlüsünün sakin ve içe dönük oyunculukları filmin tonuyla mükemmel uyum sağlıyor. Silent Friend yaklaşık 147 dakika sürüyor ve temposu oldukça yavaş. Herkes için yapılmış bir film olduğu da söylenemez. Ancak doğa, felsefe ve sanat sinemasıyla ilgilenen izleyiciler için yılın en özgün yapımlarından biri. "Ağaçlar, çiçekler bizi nasıl görüyor olabilir?" gibi alışılmadık bir sorudan yola çıkıp insanın evrendeki yerini sorgulayan etkileyici bir meditasyona dönüşüyor. Şiirselliğe büyük katkı sağlayan görüntü yönetmeni Gergely Pálos ve besteciler Kristóf Kelemen ve Gábor Keresztes bu harika bütünün parçalaından. Filmin kapanış sahnesi de çok anlamlı: Grete, Hannes, Gundula, Tony, Alice, hepimiz, her birimiz, aşklarımız, araştırmalarımız hayatlarımız geçicidir ve bir gün sona erecektir. Ama o ağaç, doğanın zaman çizgisinde hepimizden çok yaşayacaktır.










.jpg)






