Tayland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Human Resource (2025)

 
Yönetmen: Nawapol Thamrongrattanarit
Oyuncular: Prapamonton Eiamchan, Paopetch Charoensook, Pimmada Chaisakaoen, Darina Boonchu, Chanakan Rattana-Udom
Senaryo: Nawapol Thamrongrattanarit

İnsan kaynakları çalışanı Fren’in işi, yeni çalışanları işe almak ve şirket düzenine uyum sağlayabilecek insanları seçmek. Ancak çalıştığı şirket, tatmin edici maaşlar vermeyen ve çalışanlarını psikolojik olarak tüketen toksik bir yapıya sahip. Bangkok'un içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle mutsuz olduğu halde işinden ayrılmayan, üstüne iki aylık hamile olduğunu öğrenen Fren, içinde olduğu bu düzene ayak uydurmak zorunda. Nawapol Thamrongrattanarit'in yazıp yönettiği Human Resource, modern çalışma hayatını ve geç kapitalizmin birey üzerindeki baskısını ele alan oldukça karamsar bir Tayland dramı. Film, insan kaynakları departmanında çalışan Fren adlı genç kadının hem çalışan sömürüsüne tanıklığını, hem de gizli hamileliği üzerinden geleceğe dair yaşadığı varoluşsal korkuyu merkezine alıyor. Bu merkez etrafında konuşlandırdığı sınıfsal hiyerarşi, teknolojik gelişmelerin ve yapay zekanın insanlara yönelttiği istihdam tehditi, kurumsal yabancılaşma, mobbing, gençliğin gelecek kaygısı, kapitalist sistemin insan psikolojisini yıpratışı gibi meselelerle hiç de iyi bir tablo çizmiyor. Bu denli olumsuzluk ve karamsarlıkla dolu hayata bir de bebek getireceğini öğrenen Fren, iki ay bu durumu eşinden ve işinden saklıyor. Ta ki ufak bir kaza geçiren kadar. Aslında Fren, iç dünyasına dair neredeyse her şeyi saklıyor gibi görünen bir kadın.

Fren’in bu ketumluğu nedeniyle onun olaylar karşısında ne düşündüğü çoğunlukla seyirciye havale edilmiş. Ama yine de Thamrongrattanarit ince detaylarla onun artık "kurumsallaşmış" bu tepkisizliğini tercüme etmeyi biliyor. Örneğin kendi ağzından hiç duymasak da Fren’in aslında bir çocuk sahibi olmak istemediğini, baba olmayı çok isteyen kocasının mutlu olması için buna razı olduğunu veya hiç dile getirmese de birkaç gündür işe gelmeyen şirket çalışanı June hakkındaki düşüncelerini biliyor gibiyiz. Thamrongrattanarit'in kamerası çeşitli açılardan uzun süre Fren'in hüzünlü, yorgun, tedirgin yüzüne odaklanıyor. Fonda birileri konuşurken veya sessizlik anlarında uzun süre bu yüze baktıkça Fren’i okumak biraz daha kolaylaşıyor. Hangi ortamda olursa olsun Fren adeta "orada olmayan" bir kadın sanki. Esasen Fren’deki bu ketumluk filmin geneline de hakim. Mesela şirkette yaşandığı ifade edilen baskı ve mobbinge dair hiçbir sahne görmüyoruz. Hatta kimseye haber vermeden işe gelmeyen June karakterini bile hiç görmüyoruz. Ama asansördeki gözü yaşlı bir stajyer, kendini beğenmiş bir üst düzey yöneticiyle ayaküstü girilen kısa bir diyalog, Fren'in insan kaynaklarında beraber çalıştığı iş arkadaşıyla konuşmaları, bunun yanında soğuk ve steril mekanlar gayet tekinsiz, baskıcı, samimiyetsiz bir ortamda bulunduğumuz fikrine bizi alıştırıyor.


Film, “insan kaynakları” kavramını bir nevi ironik biçimde kullanıyor. Çünkü insanlar gerçekten bir “kaynak” gibi tüketiliyor. Fren ve meslektaşının mülakata aldıkları bazı gençler tüm meziyetlerini sıraladıktan sonra kendilerine uygun görülen maaşı ve haftada 6 gün çalışma şartını duyunca tüketileceklerini fark edip geri çekiliyorlar. Bazıları ise işsiz kalmamak için bu şartları kabul edip kendilerini kapitalizm sunağına kurban olarak koyuyorlar. Dev şirketlerin tecrübeli çalışanlar haricinde "ortalama" insana olan ihtiyacı, emek sömürüsüne çanak tutuyor. 18 milyon nüfuslu Bangkok gibi metropollerde kimsenin yeri doldurulmaz olmayışı, tüm iş yaşamını olduğu kadar buradaki şirketleri de birer can pazarı haline getiriyor. Film, tüm bu kaotik iş ve sosyal yaşam gerçeğine rağmen daha çok gündelik yaşamın sakin rutini içinde bunların eritilmiş, süzülmüş bir versiyonunu sunuyor. En yükseldiği an, karı kocanın akşam iş çıkışı ters yöne giren motokurye ile yaşadığı yol kavgası oluyor ki, burada açılan parantezde güvenlik ekipmanları satan bir şirkette çalışan kocanın erkeklik gösterisi, yine Fren’in sessiz ve durgun tedirginliği içinde farklı okumalara kapı açabiliyor. Zaten Thamrongrattanarit'in ifade tarzındaki doğallığın tedirgin ediciliği, Fren’in olayları/konuşmaları sessiz ve hissiz karşılayışı ve üst üste bindirilen görüntü ve konuşmaların yarattığı bazı estetik çabalar da bu okumalara zemin hazırlıyor. Bu son söylediğimize en güzel örnek, bir cenaze sonrası yakılan bedenin küllerinin göruntüsü üzerine bindirilen başarı konulu motivasyon konuşması olsa gerek.

Nawapol Thamrongrattanarit’in anlatım tarzı minimalist ve soğuk. Kamerası sabit planları seviyor. Diyaloglar beklendiği gibi ama altında yer yer gerilim taşıyor. Bangkok’un gri şehir manzaraları, açık ofisler ve steril çalışma ortamları, kalabalıktaki yalnızlık duygusunu besleyen yüksek bina manzaraları filmin ruhunu destekliyor. Yönetmen, klasik dramatik patlamalar yerine bastırılmış duygular üzerinden ilerliyor. Bu nedenlerden dolayı film özellikle tempolu hikayeler bekleyenlere hitap etmeyebilir. Bunun yanında zaman zaman fazla kasvetli ve sosyal mesajlarını bazen fazla doğrudan verdiği de düşünülebilir. Özellikle arka plandaki haber sesleri ve sürekli kötü haber akışı bazı izleyicilere “fazla bilinçli bir sosyal eleştiri” gibi gelebilir. Her şeye rağmen bu stilini ve meselesini, bunları kabullenmiş seyirciye aktarmakta başarılı. Başrolde Fren karakterini canlandıran Prapamonton Eiamchan, filmin ruhuna uygun minimalist ve mesafeli bir performans sergiliyor. Ama bunların arasına gizlediği hüzün, endişe ve karamsarlığı da göstermeyi biliyor. Karakterin içsel çöküşünü büyük jestlerle değil, küçük bakışlar ve sessizliklerle aktarıyor. Venedik Film Festivali’nin yan bölümlerinden biri olan Premio Fondazione Fai Persona Lavoro Ambiente ödülünü kazanan Human Resource, dünya ekonomilerinin içinde bulunduğu krizlerin neden olduğu modern hayat yabancılaşmasını işleyen filmlerden biri.

17 Temmuz 2016 Pazar

Shutter (2004)

 
Yönetmen: Banjong Pisanthanakun
Oyuncular: Ananda Everingham, Natthaweeranuch Thongmee, Achita Sikamana, Unnop Chanpaibool
Senaryo: Banjong Pisanthanakun, Sopon Sukdapisit, Parkpoom Wongpoom
Müzik: Chartchai Pongprapapan

Genç fotoğrafçı Tun ve kız arkadaşı Jane bir gece arkadaş toplantısından dönerken kazara birine çarparlar. Panikleyen çift, olay yerinden hemen uzaklaşmayı tercih ederler. İlerleyen günlerde Tun’ın çektiği fotoğraflarda gizemli gölgeler fark etmeye başlamalarıyla sakin yaşamları yavaş yavaş kabusa dönmeye başlar.

Bir Tayland filmi olan Shutter, son dönem Uzakdoğu sinemasının açtığı yolda başarıyla ilerleyen bir korku-gerilim.. Özellikle bu alanda yapılmış filmlere baktığımızda The Ring, Dark Water, Ju On gibi referans filmlerinin Shutter üzerindeki etkisini fark etmemek mümkün değil. Yönetmenler Banjong Pisanthanakun ve Parkpoom Wongpoom, ilk ve tek hedef olarak korkutmayı seçmişler ve bu hedefi kusursuz olarak yerine getiriyorlar.

Ancak bu tip filmler, referanslarının gölgesinden kurtulma yolunda sıkıntı çekmekten de kurtulamazlar. Shutter'ın sıkıntısı da burada başlıyor. İlk başlarda özgün ve güçlü olan bu filmler zamanla referanslarını tekrar ederek klişeleşmeye aday oluyorlar. Shutter'ın özgünlüğü, çekilen fotoğraflarda zaman zaman bizim bile rastlayabileceğimiz tuhaf gölgelerle, silüetlerle ilgilenmesi diye düşünülebilir. Ne de olsa bu tarz fazla film yapılmadı. Böyle bir konunun işlenme fikri bile daha filmi görmeden seyirciyi etkileyebilir. Shutter konuyu işlerken başarılı bir şekilde gizem halesi oluşturuyor, bir sonraki hamlesini nerede yapacağını, bir sonraki darbesini nerede vuracağını saklıyor. Buraya kadar prosedürü takip ediyor ama hamle ve darbe bazen o kadar zorlama ve klişe olabiliyor ki, “rahatsız” etmesi gerekirken “rahatsız” ediyor! Tabiî ki o zorlama yola bir kez girildiğinde mantık hataları da beraberinde gelebiliyor. Aslında fantastik bir öyküde mantık hatası aramak doğru değil ancak yukarıda adı geçen fantastik korku klasiklerindeki fantastik mantık tıkır tıkır işlerken, Shutter’da akrep ve yelkovan, konumunu ve hareketini şaşırabiliyor. Öyle ki, film artık bir noktadan sonra izleyiciye rahat yüzü göstermiyor. Takip sahnesi ile, film ipini koparmış bir hal alıyor.


Son dakikalarda aydınlığa kavuşan bazı gerçekler, sanıldığının aksi bir görünümü perdeye yansıtma başarısını sağlıyor ancak hatırı sayılır sayıda film izlemiş olanlarda deja-vu etkisi yaratmıyor değil.. Ama kimi sahnelerdeki gerilim dozu her ne kadar benzerlerini çağrıştırsa da, ürkütücü ani nota vuruşlarının desteğini de arkasına alarak kalp atışlarını hızlandırıyor. Bir gerilimden beklenen de bu değil midir zaten? Görüntü olarak her şey kitabına uygun ve eksiksiz..Özellikle kapı camından yansıyan filmin son karesi ise gerçekten tüyler ürpertici.. Shutter'ı kısaca gerilim eksperleri için orta karar, gerilim severler için çok başarılı şeklinde özetlemek de mümkün.

Genç oyuncular Ananda Everingham ve Natthaweeranuch Thongmee toplamda yakışıklı ve güzel olmanın dışında çok fazla beklentiye cevap verecek durumda değiller. Ama Natre rolündeki Achita Sikamana’nın o kadar ürkütücü bir yüz ifadesi var ki, neredeyse rol yapmasına bile gerek yok denebilir. Eğer amacınız bir gerilim filmi izlemekse kaçırmayın. Ancak izlediğiniz filmde tarzdan başka şeyler de arayanlardan iseniz, hevesin kursak ile olan bağlantısı tatmin edici olmayabilir. Hala izlemediyseniz orjinalleri olmak şartıyla önce The Ring, Ju On, Dark Water gibi klasikleri görmüş olacaksınız ki bu filmi daha sağlıklı eleştirmeyi başarın. Her şeye rağmen, seyredildiğinde kesinlikle vakit kaybı olarak tanımlanmayacak bir film ile karşı karşıyasınız.

24 Kasım 2013 Pazar

Only God Forgives (2013)


Yönetmen: Nicolas Winding Refn
Oyuncular: Ryan Gosling, Kristin Scott Thomas, Vithaya Pansringarm, Gordon Brown, Yayaying Rhatha Phongam, Tom Burke, Sahajak Boonthanakit
Senaryo: Nicolas Winding Refn
Müzik: Cliff Martinez

Kardeşi Billy ile birlikte Bangkok’ta bir boks kulübü işleten Julian, esas gelirini buradan elde ettikleri uyuşturucu ağından kazanmaktadır. Bir gece Billy genç bir fahişeye tecavüz edip vahşice öldürünce işler sarpa sarmaya başlar. Olay yerinde Billy’yi bulan gizemli emniyet amiri Chang, kızın babasını bularak onun Billy’yi öldürmesini sağlar. Apar topar Amerika’dan Bangkok’a gelen Billy ve Julian’ın annesi, aynı zamanda uyuşturucu işinin patronu Crystal, Julian’ı intikam alması için zorlar. İntikam almaya karar veren Julian’ın işi hiç kolay değildir. Çünkü karşısında kendini Bangkok sokaklarını kötülüklerden arındırmaya adamış Chang vardır.

Danimarkalı Nicolas Winding Refn’i Ryan Gosling ile 2011’deki Drive’dan sonra bir kez daha buluşturan Only God Forgives, ne yazık ki Drive’ın nostaljik ve modern özellikleri harmanlayan karizmatik anlatımından uzak bir film. Tıpkı Drive gibi sıradan bir konuya sahip olan Only God Forgives, yine tıpkı Drive gibi bunu üslup yönünden cilalamaya, farklılaştırmaya çalışıyor. Fakat Refn, bu defa Drive’dan farklı olarak çok daha ağır, kasvetli ve ağdalı bir anlatım tarzı benimsiyor. Senaryo ve oyunculardan önce görüntüye önem verdiği anlaşılıyor. Refn’in Bronson filminde de çalışmış ve çok iyi bir iş çıkarmış görüntü yönetmeni Larry Smith’in işçiliğinde de sorun yok. Hatta bazı sahnelerde Christopher Doyle efsanesini andırdığı bile söylenebilir. Ama asıl mesele bu görsel anlatımın, filmin son derece basit intikam hikayesinin kurgu ve detaylandırma aşamalarında havada kalması. Yani Refn, senaryosunu kendisinin yazdığı filmini yüzlerce benzerinden ayırmak için deyim yerindeyse kılını bile kıpırdatmamış. Yazım olarak her şey şablona uysun, görüntü olarak ben onu yükseltirim diye düşünmüş sanki.


Bu veya buna benzer bir yaklaşım Drive’da işe yaramıştı. Üstelik orada yer yer Tarantino, hatta Terrence Malick referansları kullanan hacimli eleştiriler okuduk. Ev baskını ve asansör sekansları, araba takip sahneleri, karakter sunumları filmin buğulu anlatımı bünyesinde dinamik kalmasını sağlayan nitelikteydiler. Filmin geneline de fazla alakasız düşmediler. Ama oradaki bütünlüğü sağlayan kontrol mekanizması, Only God Forgives’de birçok şeyi süslü mizansene dökmüş. Chang’ın Julian’ın adamına lüks genelevde yaptığı işkence veya Julian’ın kız arkadaşını annesine tanıştırdığı yemek sahnesi gibi daha nice anlar, gösterişli dekorlar eşliğinde her şeyin kameraya çekildiğini bağıran stüdyo samimiyetsizlikleri gibi görülmeye müsait. Belki Refn, senaryoyu kendisi yazmak yerine Drive senaristi Hossein Amini’ye emanet etseydi, elit görüntü kaygılarını da sinemaya adım attığı Pusher üçlemesindeki tekinsiz tarzıyla dengeleseydi bu basit intikam hikayesinden bile mühim bir yapım elde edebilirdi.

Tüm basitliğine rağmen filmin intikam temasını her iki taraf açısından da derinleştirmeye uygun bir taslağı mevcut. Amerika’dan gelip Bangkok’ta yasadışı işlerle uğraşarak etrafa racon kesen bir ailenin Bangkoklu emniyet şefi Chang tarafından kan davalı ilan edilmesi, üstelik kendi yasalarıyla farklı bir intikam kulvarı açması rahatlıkla zenginleştirilebilecek bir konu. Ancak Refn’in zenginlik anlayışı görsel estetiğe, elit minimalliğe daha fazla prim verince Ryan Gosling gibi bir yıldızın hiçbir şekilde parlatamadığı, vicdanını samimi kılamadığı başrolü kendi kalesine gol atıyor. Gosling’e biçilmiş pasif ve ezik Julian rolünün bilinçli bir seçim mi olduğu, yoksa sözünü ettiğimiz yetersizliklerden dolayı mı öyle göründüğü tam kestirilemiyor. Anti kahraman kostümü için sanki daha fazlasına ihtiyaç var. Meydanı boş bulduğu için değil, ahlaki sınırları kişiselleştirerek gerçek bir gizem ve karizma ortaya koyabildiği için Chang rolü ve onu canlandıran Vithaya Pansringarm ise filmin en olumlu yönü olarak beliriyor.