28 Şubat 2026 Cumartesi

Our Girls (2025)

 
Yönetmen: Mike van Diem
Oyuncular: Thekla Reuten, Fedja van Huêt, Noortje Herlaar, Valentijn Dhaenens, Rosa van Leeuwen, Frédérique van Baarsen, Jeremy Miliker
Senaryo: Mike van Diem, Lykele Muus
Müzik: Ruben De Gheselle

Anouk ve Danny çifti ile Gwen ve Erik çifti ve onların ergenlik çağındaki iki kızı Madelon ve Elise, Avusturya alplerinde ortak satın aldıkları yazlıkta tatil yapmaktadırlar. Birgün kızlar civar yerlisi bir delikanlının ATV'sine binip kaza yaparlar. Kızlardan Madelon komaya girer, Elise de yaralanır. Ama sonradan onda da kalple ilgili bazı komplikasyonlar baş gösterir ve o da komaya girer. Madelon'un yaşama umudu azalınca, Elise'in de yaşayabilmesi için yaşıtı bir bağışçıdan kalp nakline ihtiyacı olunca aileler arasında can pazarlıkları başlar. Lykele Muus romanından Mike van Diem'in senaryosunu yazdığı ve yönettiği Our Girls (Voor de meisjes), omurgasını bu hayati çatışmalar üzerine kurduğu hafif kara mizah soslu bir dram. Mike van Diem, 1997 yılında çektiği Karakter adlı filmle En İyi Yabancı Film Oscar'ı almış, bir sonraki uzun metrajını 2015'te çekmiş bir yönetmen. Son filmini 2017'de çekmiş ve Our Girls'e kadar da bir daha kamera arkasına geçmemiş. Bu kadar uzun aralar vermesi onun tarzı hakkında belli bir fikir vermiyor. Our Girls, uyarlandığı romanın çatışmalı konusunu ekrana biraz soğuk ama etkileyici biçimde yansıtıyor. Kazanın oluş şekli başlangıçta bize gösterilmediği için kimin sebep olduğu, kazanın detayları uzun süre gizemli kalıyor. Ama film bu gizemi cebinde tutup, her biri için farklı analizler yapılabilecek dört ebeveynin ruh hallerine, ilişki dinamiklerine eğiliyor.

Özellikle çok farklı yapılardaki Gwen ve Erik çiftinin birlikte olma gerekçeleri ve kaza sonrası bu ilişkinin gidişatı, filmin dramatik yapısı içinde evlilik eleştirisi alt başlığı açıyor. Keza Anouk ve Danny ikilisinde de evliliğin bıkkınlığı ve sırları görülüyor. Kızlarının beraber geçirdikleri kaza sonrası hastane ve ev arasında mekik dokuyan bu iki evlilik, güçlü bir sınava tabi tutuluyor. Kızlardan birinin hayatının diğerine bağlı olması, diğerinin de kendi hayatı için mücadele verip veremeyeceğinin belirsizliği filmin bir yanını oluşturuyor. Öteki yanı ise kendi çocuklarının sağlığı uğruna diğerini gözden çıkacak bir bencilliğe evrilmiş ebeveynlerin dostluk muhasebelerini içeriyor. Ayrıca filmin açılışında gördüğümüz üzere Madelon ve Elise'in aralarında küçüklüklerinden gelme bir husumet de var. Bu durumun yıllar sonra geçirdikleri kazayla da alakalı olup olmadığı bizden uzun süre saklanıyor. Neticede hiçbiri birbiriyle doğru dürüst etkileşim kuramamış iki ailenin fertlerinin yıllarca birlikte tatile çıkmaları, üstelik aynı yazlığı satın alıp paylaşmaları, modern çağımızın hali vakti yerinde bireylerinin arasındaki gizli iletişimsizliğin altını çiziyor. Normalde bu ailelerin çok iyi anlaştığı düşünülür. Oysa aynı ortamı paylaşmak her zaman samimiyetin, en önemlisi de birbirini tanıyor olmanın göstergesi değildir. Bu insanlar yıllardır tanışmalarına rağmen birbirlerini tam manasıyla tanımıyorlar ya da tanıdıkları hallerinden memnun değiller. İşte bu hayati kaza, aralarındaki gizli çekişmeleri, hoşnutsuzlukları, sırları su yüzüne çıkarıyor.

İlk romanını yazan Lykele Muus, aslında 2012'den beri ağırlıklı olarak dizi oyunculuğu yapmış, ülkesindeki bazı dizi bölümlerine de senaryolar yazmış bir isim. Bunlardan en önemlisi olan Dertigers adlı dizinin 54 bölümünü yazmış kendisi. Üniversiteden arkadaş olan, artık otuzlu yaşlarına gelmiş altı Hollandalı arkadaşın hayatları, aşkları ve paylaştıkları bir travmayı birlikte aşmaya çalışmalarını konu alan bu diziden karmaşık ilişkiler yumağı, dostluk testleri, sorunları karşılama biçimleri beklemek sürpriz olmaz. Akademi ödüllü yönetmen Mike van Diem ise özellikle karakter odaklı rejisinde ve akslar arası geçişlerde yarattığı tekinsizlik dengelerini kurmada çok başarılı. Bu dengeler ustalıkla örülüp finale taşındığında beklendik ve beklenmedik sonuçların vardığı yer kesinlikle tatminsizlik yaratmıyor. Tabii tatminden anladığınız makul bir mutlu son ise pek size göre olmayacaktır. Hollanda sinemasının demirbaşı sayılabilecek Thekla Reuten ve Fedja van Huêt'in başrollerinde yer aldığı (bu ikili Narcosis adlı etkileyici dramda da karı koca rolündeydiler), Noortje Herlaar ve Valentijn Dhaenens'in tamamladığı oyuncu kadrosu da gayet iyi performansları sahip. Özellikle Thekla Reuten, Anouk rolüyle çok güçlü. Our Girls, iş çocuğunuzu kurtarmaya gelince asla aşmayacağınız bir sınır var mıdır, yoksa her şey mübah mıdır sorusunu  soran, cevabını da sorunun çatışmasına uygun biçimlerde veren çarpıcı bir film.

12 Şubat 2026 Perşembe

Relay (2024)

 
Yönetmen: David Mackenzie
Oyuncular: Riz Ahmed, Lily James, Sam Worthington, Willa Fitzgerald, Jared Abrahamson, Pun Bandhu, Eisa Davis, Matthew Maher
Senaryo: Justin Piasecki
Müzik: Tony Doogan

Yozlaşmış şirketler ve onları mahvetmekle tehdit eden kişiler arasında, sırların ifşa edilmesini engellemek amacıyla kazançlı ödemeler yapmakta uzmanlaşmış dünya standartlarında bir aracı olan Tom, titiz bir planlamayla kimliğini her zaman gizli tutar ve bu konuda katı kurallara uyar. Öte yandan Sarah, ayrıldığı şirketinden bazı önemli belgeleri dışarı çıkarmış, takip edildiğini fark edince de huzursuzluk ve korku içinde yaşamaya başlamıştır. Ancak pişman olup aldıklarını iade etmek istemektedir. Bunları anlattığı hukuk danışmanı ona adını bilmediği, yüzünü görmediği ama bu aracılık şöhretinden haberdar olduğu Tom'a ulaşma yöntemini anlatır. İş disiplinine ve gizliliğe çok önem veren Tom, bir an önce bu durumdan kurtulmak isteyen Sarah'dan korunmaya ihtiyaç duyan bir mesaj aldığında, kurallarının yavaş yavaş değişmeye başladığını fark eder. Henüz ilk uzun metraj senaryosunu yazan Justin Piasecki, komplo, paranoya ve gerilim dolu bir suç kurgusu tasarlamış. Bir "ilk" senaryoya göre fazla donanımlı, zeki, şaşırtıcı olması yanında, 90'lar komplo ve casusluk içerikli filmlerinin heyecanını yakalamış olması, bunları günümüz teknolojisiyle harmanlaması onu sürükleyici bir film yapmaya yetiyor. Yönetmen koltuğunda ise Perfect Sense (2011), Starred Up (2013), Hell or High Water (2016) gibi başarılı filmler çekmiş İngiliz yönetmen David Mackenzie oturuyor.

ABD Anayasası tarafından açıkça yetkilendirilmiş birkaç devlet kurumundan biri olan USPS (United States Postal Service - ABD Posta Servisi), Amerika Birleşik Devletleri'nde posta servisi sağlayan ve hükûmetin sorumlu olduğu bağımsız olan bir kurum. Bu kanaldan müşterileriyle sadece yazışarak güvenli biçimde temas kuran Tom, ayrıldığı şirketle ilgili bazı gizli belgeleri dışarı çıkardığı için bu şirketin tuttuğu bir ekip tarafından takibe alınan Sarah ile iş ilişkisine girince, üstüne Sarah'nın çaresizliğine üzüldükçe o çok güvenli gardını indirmeye başlıyor. Söz konusu ekibin yarattığı tehdit unsurunu çok iyi kullanan, etkili fiziki takip sahneleri tasarlayan senaryo, seyirciyi kolayca avucuna alacak cinsten. Giriş, gelişme ve sonuç yönünden 90'lı yılların suç ve politik gerilim evrenine uyan bir yapısı var. Senaryo matematiği, Sarah'nın davası yanında, Tom'un filmin başında gördüğümüz bir başka davasında yaşananları da ana gövdeye ekleyen zekice bir rota işletiyor. Tahmin etmesi güç bir twist sonrası işin aksiyona evrilmesi, o twiste gelene dek izlediğimiz zekaya bir miktar gölge düşürse de, baştan sona  kendini ilgiyle izleten, özellikle takip gerilimi ve paranoyasını çok iyi beceren bir senaryo ve reji görüyoruz. Riz Ahmed, Lily James, Sam Worthington içeren kadrosu da temsil ettikleri köşeleri gayet yerinde tutmuş performanslar sunuyorlar. İlk paragrafta  David Mackenzie'nin yönettiği adı geçen filmlerin durdukları rafta olmayı hak eden Relay, izleyeni pişman etmeyecek bir film.

5 Şubat 2026 Perşembe

I Swear (2025)

 
Yönetmen: Kirk Jones
Oyuncular: Robert Aramayo, Maxine Peake, Peter Mullan, Shirley Henderson, Scott Ellis Watson, Steven Cree
Senaryo: Kirk Jones
Müzik: Stephen Rennicks

Zeki, komik ve futbol tutkunu bir genç olan 15 yaşındaki John Davidson'ın hayatı, Tourette sendromu doktorlar tarafından bile neredeyse hiç anlaşılmamışken, 1983'te kontrol edilemeyen ses ve fiziksel tikler geliştirdiğinde altüst olur. Ailesi de dahil olmak üzere etrafındaki dünya tarafından dışlandığını hisseden John, yıllarca süren göreceli bir izolasyona çekilir. Kaygı, utanç ve yalnızlığın yükü altında ezilir. 20'li yaşlarının sonlarına geldiğindeyse John, yakın zamanda ölümcül kanser teşhisi konan eski bir okul arkadaşının annesi Dottie ile tanıştığında her şey değişir. Eski bir hemşire olan Dottie ile aralarında oluşan bağ tüm zorluklara rağmen güçlenir. Dottie'nin güçlü teşviki, hoşgörüsü ve sarsılmaz desteği John'a aidiyet, amaç ve özgüvenin kendisi için en önemli şey olduğu fikrini aşılar. Bugün 54 yaşında olan John Davidson'ın gerçek yaşam öyküsünden Kirk Jones'un senaryolaştırdığı ve yönettiği I Swear, bu tuhaf ve eziyet dolu hastalığı çok iyi betimlediği kadar, John Davidson'ın gerçekten bir filme konu olması gereken hayatını hakkıyla işleyen bir dram. Açılışı Kraliçe II. Elizabeth'in huzuruna çıkmak üzere olan John ve Dottie'nin telaşıyla yapan film, pek çok filmden aşina olduğumuz şekilde geriye, John'un 15 yaşına dönüyor. John için her şey çok iyi giderken hiç bir sebep yokken boynu tuhaf seğirmeler yapmaya başlıyor. Sonra da anı bağırışlar, tikler, küfürler ortaya çıkıyor. Spor, sosyal ve okul yaşamı, en önemlisi de aile hayatı bu gariplikler yüzünden birer birer parçalanmaya doğru gidiyor.

Tourette Sendromu, istemsizce ve tekrarlayan biçimde sesler çıkarma ya da hareketlerde bulunma gibi tik olarak bilinen davranışlara neden olan nörolojik bir bozukluk olarak tanımlanıyor. İsmini Fransız doktor Gilles de La Tourette'den (1857-1904) alan bu nadir sendrom, daha çok çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan ancak yetişkin yaşlarda da ortaya çıkabilen bir hastalık. Aniden ortaya çıkıp bazen bir süre devam ettiği gibi sonrasında hafifleyebilir ya da tamamen sönebilir. Doğrudan bir tedavisi olmamasına rağmen, tikleri yönetmeye yardımcı olacak davranışsal tedaviler ve ilaç tedavisinden yararlanılır. Bu bilgileri bilmek veya bilmemek filmden hiçbir şey götürmüyor. Zaten nadir görülen bu sendrom 80'lerde kimse tarafından bilinmiyor. Hiç neden yokken 1983'ün bir günü sınıfta bu hastalığın belirtileriyle tanışan 15 yaşındaki John, haklı olarak bu duruma anlam veremiyor. İstemsiz kasılmaları, bağırışları, küfürleri yüzünden ailesiyle, okuluyla, futbol antrenörüyle ilişkileri hızla bozulmaya başlıyor. Birkaç yıl sonra markette karşılaştığı eski okul arkadaşı vesilesiyle onun kanser hastası annesi Dottie ile tanışmasıyla hayatı başka bir yöne evrilmeye başlıyor. Eski bir hemşire olan, sayılı günlerinde John gibi yardıma ihtiyacı olan birine faydalı olmak isteyen Dottie, John'u himayesi altına alarak ona ilaçlara bağımlı bir yaşamdansa, sosyal becerilerini elde etmiş, hayata karışması gereken bir vizyon kazandırmaya çalışıyor.

Filmin dram, hatta kimi zaman komediye kayan tarzı, Tourette farkındalığı yaratmak gibi ciddi bir amaçla hiç tezatlık yaşamıyor. Bu farkındalığı John özelinde inşa ettiği için, özelden genele başarılı bir rota üzerinden geçişler yapabiliyor. Kamu spotu gibi duran bazı kısımları da işte bu geçişler sayesinde samimi bir hava taşıyor. John'u bu kadar sevip benimsememizin nedeni, rahatsızlığı yüzünden hapishaneden nezarethaneye başına gelmedik kalmayan bu sevimli adama acımamız yanında, onunla empati kurabilmemiz. Zira Tourette kesinlikle empati kurulması gereken bir hastalık. Dottie'nin ve John'a iş veren Tommy'nin kurdukları türden empati ve hoşgörü, bu hastalıkla mücadelenin en güçlü ilaçlarından. Kendi gibi bu durumdan muzdarip başkalarıyla karşılaştığında hem onlara, hem de ailelerine tecrübelerini aktarması yanında, toplumun farklı kesimlerine, onlara nasıl yaklaşmaları gerektiğini anlatması bakımından da önemli bir figür John Davidson. Filmde onu canlandıran Robert Aramayo'nun British Independent ve London Critics Circle tarafından ödüllendirilen olağanüstü performansı kesinlikle 2025'in en iyilerinden. John'un talihsiz "seçilmişliğinin" dramatik hüzünlü, saf, komik, tüm yanlarına hakim olan Aramayo ile birlikte Maxine Peake (Dottie), kısa rolüyle Peter Mullan (Tommy) ve John'un erken yaşlarını canlandıran Scott Ellis Watson'ın yardımcı oyunculukları da çok güçlü. I Swear, hem bir farkındalık uandırması, hem de çok yönlü bir dram izletmesi bakımından etkileyici bir film.