3 Mayıs 2012 Perşembe

Submarine (2010)


Yönetmen: Richard Ayoade
Oyuncular: Craig Roberts, Yasmin Paige, Noah Taylor, Sally Hawkins, Paddy Considine, Darren Evans, Lily McCann
Senaryo: Richard Ayoade, Joe Dunthorne
Müzik: Andrew Hewitt, Alex Turner

15 yaşındaki Oliver Tate yaşıtlarından farklı bir gözle dünyaya bakan özel bir çocuktur. Sınıf arkadaşı Jordana’ya aşık olup bekâretini onunla kaybetmek istemektedir. Öte yandan ilişkileri gittikçe sıradanlaşan anne ve babası arasında unutulmuş duyguları tekrar canlandırmaya niyetlenir. Ama annesinin gençliğindeki eski erkek arkadaşı olan ve şimdilerde kendisinin bir “prizma” olduğunu iddia ederek tuhaf gösteriler yapan Graham aynı muhite taşınınca işler karışmaya başlar.

Harika İngiliz dizisi The IT Crowd’un sempatik karakteri Moss olarak tanıyıp sevdiğimiz Richard Ayoade’nin Joe Dunthorne romanından senaryo haline getirip yönettiği Submarine, bana göre 2010 yılının en iyi İngiliz yapımlarından birisi. Ayoade’nin oyunculuğu yanında bazı video ve dizi yönetmenliklerinden sonra adını yazdırdığı ilk uzun metraj olarak Submarine, hem genç bir yönetmenin tutkulu ilk çalışması, hem de yıllardır film çeken bir sinemacının elinden çıkmışçasına çarpıcı ve orijinal bir film. Oliver’ın sıklıkla “Stream Of Consciousness” (Bilinç Akışı) yönteminin modernize hâle getirilmiş parçacıklarını andıran monologlarıyla kapıp götüren zinde senaryo, Oliver’ın odasındaki panoda kara kalem çizimini de gördüğümüz Woody Allen senaryolarına da saygı ve sevgilerini iletir niteliklere sahip. Başka bir referans olarak da Amélie naifliği yanında Juno, Garden State, The Squid and The Whale, Thumbsucker gibi bağımsız Amerikan yapımlarının ekolüne rahatlıkla dahil edebiliriz.


Film bir yanıyla Oliver’ın Jordana’ya duyduğu ilginin rengârenk röntgenini çıkarırken, bir yanıyla da tam anlamıyla birer “geek” olan anne babasının solmakta olan evliliklerinin sıkıcı ruh halini onun gözünden aktarıyor. Ne zaman ki bu evliliğe bir tehdit unsuru olabilecek eski sevgili Graham ortaya çıkıyor, her çocuk gibi ebeveynlerinin ayrılmasını istemeyen Oliver’ın öncelikleri değişmeye başlıyor. Bu durum onun Jordana ile olan ilişkisini de olumsuz etkilemeye başlıyor. Ama tüm bu klâsik ve kulağa sıkıcı gelebilecek gidişat filmde o kadar detaylı, canlı ve hüzünlü işleniyor ki, Joe Dunthorne gibi bir yazar, Richard Ayoade gibi bir yönetmen en aşina aile dramını da ele alsalar çok farklı, renkli, hızlı, dürüst, pozitif bir iş çıkaracaklarmış duygusu veriyor.

Oliver’ın kendini, Jordana’yı, anne babasını, tuhaf komşu Graham’i, hatta sınıf arkadaşlarını tasvir edişindeki zekâ ve zerafet o kadar güçlü suretler yaratıyor ki, bunların 15 yaşındaki bir çocuğa ait olup olamayacağını fazla kafaya takmayıp tadını çıkarmanın en iyisi olduğu su götürmüyor. Hayatın üstesinden gelebilmek için tek yolun kendisini tamamıyla bağlantısız bir gerçeklikte resmetmek olduğunu düşünen bir çocuğun bu mantığını onun özel olmasına bağlamak yetiyor. Zira Oliver’ın özel bir çocuk oluşu, süperzekâ bir nerd olduğu anlamı taşımıyor. Normal bir ailenin normal bir çocuğu olarak özel bir çocuk Oliver. “Özel” kavramının adını bu açıdan koyduğu için de çok olgun ve kabul edilebilir. Çevresindeki olayları ve kişileri yorumlayış şekliyle filmi yükselttikçe yükseltiyor. Annesi Jill’in ilgi açlığını, deniz biyoloğu olan babası Lloyd’un su altında yaşarmışçasına bıkkınlığını, Jordana’nın hemen her şeyini Oliverca dile getirdiği monologlar karakterleri boyutlandırmayı beceriyor.


“Işık nedir”, “okyanusun derinliği ne kadar” gibi aslında dolaylı da olsa hayata dair pek çok sorunun sorulduğu, karşılıklarının da yine film içindeki örneklendirmelerden yola çıkılarak cevaplanmaya çalışıldığı figüratif bir denizaltı içinden ses veren bir film Submarine. Yüzeye çıkmayı uman insanların birbirlerine duydukları ihtiyaçları test etmeleri de yüzeyin getireceklerine olan temkinli yaklaşımdan kaynaklanmakta. Çünkü bu insanlar kendi denizaltılarında ya da tek bir denizaltı içindeki kendi odalarında o kadar çok kalmışlar ki, soruların şekli kadar, verilen cevapların samimiyeti de hayran bırakıyor. Mesela Oliver’ın farklı zamanlarda önce annesine sonra da babasına sorduğu “birbirimizi kurtarmanın eş zorlukta olduğu varsayımına göre, yangından ilk hangimizi kurtarırdın” sorusuna annesi “seni seçerdim ama baban için üzülürdüm” cevabını veriyor. Babası ise “önce anneni kurtarırdım, o zaman birlikte çalışıp seni kurtarma şansımız artardı” diyor. Bir seçim yapma sırasının Oliver’a geldiği yılbaşı arifesinde gece sahilde geçen nefis bölümdeki benzer bir ikilemle, filmin hazırcevaplılığına soru dayanmayacağı da ortaya çıkıyor.


Arctic Monkeys ve The Last Shadow Puppets gruplarının kurucularından Alex Turner’ın (bu arada kendisi Oliver’ın 8-10 sene sonraki halinin tıpatıp aynısı adeta) 6 şarkısıyla eşlik ettiği filmde Craig Roberts’ın baştan sona denizaltından çıkmış gibi şaşkın duruşunu olgun bir performansla birleştirdiğini görüyoruz. Noah Taylor, Sally Hawkins ve Paddy Considine gibi tecrübeli İngiliz oyuncular, filmi tuttukları yerlerden sonuna dek taşıyabilen ustalıktalar. Richard Ayoade’nin bu romana olan bağlılığı filmde ne derece bilemiyoruz. Ama harika bir öpüşme sahnesi, Oliver’ın ilişkisini filme çektiği super-8 kayıtlar, ekran bölmeler, hızlı/yavaş geçişler, renk ve ışık biçimlendirmelerinin yarattığı sade kareler romanı yarı yolda bırakmamıştır diye düşünebiliyoruz. Hatta belki biraz daha farklı olabileceğini düşündüren finali haricinde hiç boşu bulunmayan Submarine, romandan uyarlanmamış bir film olsaydı, sonradan mutlaka filmden ilham alarak romanı yazılırdı bana göre. Bir yönetmenin uyarladığı romanı filme alışındaki başarı, o romana olan merakı arttırıyorsa film %100 iyi bir filmdir. İşte Submarine öyle bir film.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder