20 Nisan 2010 Salı

Son Of Rambow (2007)


Yönetmen: Garth Jennings
Oyuncular: Bill Milner, Will Poulter, Jessica Hynes, Jules Sitruk, Ed Westwick, Neil Dudgeon
Senaryo: Garth Jennings
Müzik: Joby Talbot

80’li yıllarda aynı okulda okumakta olan Will ve Lee’nin tanışmaları ve hayranı oldukları First Blood filminin devamı niteliğinde bir film çekmeye çalışmalarını konu alan Son Of Rambow, İngiliz Garth Jennings’in 2005 yılında çektiği The Hitchhiker's Guide To The Galaxy’den sonraki yeni filmi. Kendisi aynı zamanda olağanüstü R.E.M. klibi Imitation Of Life’ı da çeken kişiymiş. Temelde sıcak bir dostluk öyküsü olan Son Of Rambow, geleceğin yıldız adayları arasında görülebilecek iki süper çocuk olan Bill Milner ve Will Poulter’ın keyif veren performanslarıyla güzelleşen, eğlenceli sahneleri yanında özellikle sonlara doğru yoğunlaşan dokunaklı anlatımıyla kırılgan bir yapıya da sahip aynı zamanda.

Hiç görmediği babasını, çok sevdiği First Blood filmindeki Rambo ile özdeşleştiren, onun bir korkuluk içinde hapsolduğunu ve birgün onu kurtaracağını hayal eden Will’in bu hayalini gerçekleştirecek olan kişi ise, herkesin yaka silktiği okulun haylaz öğrencisi Lee oluyor. Bir balık kadar saf ve iyi niyetli Will’i kendi çıkarları doğrultusunda kandırıp kullanan Lee, ağabeyinden aşırdığı kamerasıyla çekmek ve amatör bir yarışmaya sokmak istediği filminde şantaj yaptığı Will’in kendi dublörü olmasını istiyor. Çekimler ilerledikçe filmin konusu da Will’in babası Rambow’u korkuluğun içindeki hapisaneden kurtarma macerası yönünde değişiyor. Bu süreç zıt karakterlerdeki Will ve Lee’yi yavaş yavaş yakınlaştırmaya ve kan kardeşi olmalarına kadar götürüyor.


Çocuklar bu hayal aleminde yaşarken dışarıda yüzleşmek zorunda oldukları gerçekler var. Annesi, hasta büyükannesi ve küçük kızkardeşiyle yaşayan Will, annesinin ve dolayısıyla kendilerinin de mensubu olduğu Brethren adında yobaz bir tarikata bağlanmışlar. Bunun getirdiği yasaklarla boğuşmak zorunda kalan Will için (ki mesela TV seyretmesi yasak olduğundan okulda bütün sınıf belgesel izlerken dışarı çıkmak zorunda kalıyor), başına buyruk, serseri ruhlu, yalancı, hırsız Lee ve onun film projesi tam bir kurtuluşu temsil ediyor.

Ama öte yandan Lee için de hayat göründüğü kadar kolay değil. Ebeveynleri İspanya’da olan, ilgisiz ağabeyi ile huzurevi + kaçak eşya deposu karışımı bir yerde yaşayan Lee için de çekeceği bu filmin taşıdığı anlam, Will için taşıdığından pek farklı değil. Tüm bunların yanında, bir otobüs dolusu Fransız öğrencinin ziyaret ettiği okulları Didier isimli kitsch bir çocuk tarafından şenlendirilince ve çektikleri film okulda gittikçe popülerleşmeye başlayınca beraberinde sorunlar da geliyor. (Son sınıfların serbest etüdü sahnesine dikkat!) İlginç biçimde filmin son yarım saatinde fark ettim ki, aslında oraya gelene dek film birçok şeyi derme çatma anlatmış veya bilerek küçük kırıntıların son düzlükte toplanmasını istemiş. Bunda başarılı da olmuş sayılır. Sahip olduğu tüm sorunları dokunaklı biçimde çözmesini becermiş, “80’lerde çocuk olmak” teması dahilinde sevimli olduğu kadar hüzünlü de bir film haline gelmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder