Yönetmen: Curry Barker
Oyuncular: Michael Johnston, Inde Navarrette, Cooper Tomlinson, Megan Lawless
Senaryo: Curry Barker
Müzik: Rock Burwell
Müzik dükkanında çalışan içine kapanık Bear, aynı dükkanda çalışan Nikki'ye uzun zamandır çok aşıktır ama duygularını bir türlü açamaz. Bir gün bir mağazada gördüğü, satın alanın dileğinin kabul olduğu söylenen "One Wish Willow" adlı gizemli bir nesneyi açarak "keşke Nikki Freeman beni dünyadaki herkesten daha çok sevseydi" diye dilekte bulunur. Dilek anında gerçekleşir. Ancak Nikki'nin sevgisi kısa sürede romantik olmaktan çıkıp korkutucu, takıntılı ve ölümcül bir saplantıya dönüşür. Böylece film, "hayaller gerçek olursa her zaman mutlu olur muyuz?" sorusunu yavaş yavaş kanlı ve rahatsız edici bir masala çevirir. Kısa filmler çeken, pek duyulmamış bazı filmlerde önemsiz roller oynayan, 2024'te çektiği 1 saatlik Milk & Serial ile orta metraja geçen, bir yıl sonra da yazıp yönettiği ilk uzun metrajı Obsession'ı çeken 1999 doğumlu Curry Barker, 2026'nın en büyük korku hitlerinden birine imza attı. Yaklaşık 750.000 dolar bütçesiyle 420 milyon dolardan fazla gişe hasılatı yaptı ve yapmaya devam ediyor. Filmin bu başarısının altında çeşitli nedenler var. Belki de en önemlisi, basit görünen fikrini giderek büyüyen bir kabusa dönüştürmede izlediği yol. Romantik komedi kumaşına sahip olsa da, Bear'ın dileğinden sonra adım adım kara mizah, psikolojik gerilim ve body horror sularına giren, bunları iç içe geçirip birbirlerinden besleterek yoğun bir korku deneyimine yelken açan güçlü bir yapısı mevcut.
Gösterime girip geniş kitlelere ulaşmasından itibaren iki baş karakteri üzerinden yoğun tartışmaları da beraberinde getiren Obsession, özellikle "rıza" kavramına yaklaşımıyla bu tartışmaları körükledi. Normal yaşamda çok hoşlandığımız veya platonik olarak sevdiğimiz biri için "keşke bana aşık olsa" diye düşünürüz ve hayat normal akışına, herkes de yoluna devam eder. Peki gizemli bir gücü olan dilek nesnesiyle bu dileğimiz gerçekleşmiş olsaydı fikri o kadar basit, o kadar klişe ki, bu fikrin veya benzerlerinin uygulanışını defalarca özellikle komedi türünde gördük. İşte Obsession, "sen bu dileği tutarken karşı tarafın ne istediğini, ne düşündüğünü sordun mu" sorusundan çok besleniyor. Curry Barker, bu masum dileği şeytani bir gücün güdümüne bırakarak hem kadına, hem de erkeğe cehennemi yaşatmayı hedefliyor. Aslında başlangıçta bunu yaparken Bear tarafında duruyor gibi görünse de, saplantılı bir aşığa dönüşen Nikki sayesinde daha fazla şey söyleme imkanı buluyor. Uzun zamandır açılamadığı Nikki'ye aşkını itiraf etme fırsatı bulmasına, üstelik bu fırsatı Nikki'nin kendisinin ona vermesine rağmen korkup bir türlü açılamayan Bear, One Wish Willow sayesinde eline geçen "Nikki'ye sahip olma" fırsatını geri çevirmiyor. Yani oyunu kuralına göre oynamıyor, hile yapıyor, o hileyle sağladığı avantajla bu ilişkiyi istismar ediyor.
Bear, uzun süredir sevdiği Nikki'nin bir gecede kendisine deli divane olmasının tadını çıkarsa da, zamanla kendisine takıntılı, tuhaf, tehlikeli bir kişilik haline gelmesiyle neye uğradığını şaşırıyor. Nikki ile aslında rızası dışında birlikte olmanın bedelini garip yollardan ödemeye başlıyor. Filmle ilgili en önemli eleştirilerden biri, Bear'ın özelinde bir "erkek sorunu merkezli" senaryoya sahip olması, kadının ise sadece korku unsuru olarak kullanılması yönünde. Hatta son dönemde çekilen The Drama, Together ve Hollywood yapımı olmadıkları için pek bilinmeyen İskandinav filmleri Hypnosen ve Elskling'de de sözde sorunlu kadınları idare etmeye çalışan erkek partnerlerin çektiği çilelere odaklanılmış görünen senaryolar eleştiriliyor. Oysa bu adı geçen tüm filmlerdeki hikayelerin en enteresan yanı tam da bu kadınlar ve onların çileleri. Bir an için bu filmlerdeki kadınların ve erkeklerin yer değiştirdiğini düşünelim. Kesinlikle daha ilginç ve altı doldurulabilir olmazlardı. Çünkü bu kadın karakterler esasen erkek zayıflıklarını ifşa eden birer turnusol işlevi görüyorlar. Bu durum erkeği odağına almıyor, alsa bile kadının gücünü yahut mağduriyetini, genelleştirilişini yahut ötekileştirilişini keskinleştiriyor. Evet, Obsession'da Nikki olağanüstü bir korku unsuru olarak kullanılmış ve Bear ile özdeşlik kurmak bu durumda daha kolay görünüyor. Ancak bu onu Bear karşısında bir yancı değil, rızasızlığa karşı ödenmesi gereken bir bedel yapıyor.
Teknik açıdan Barker, düşük bütçesini yaratıcı kamera kullanımı, etkili ses tasarımı ve pratik makyaj efektleriyle avantaja çeviriyor. Korku anları yalnızca ani sıçratmalara değil, giderek artan bir huzursuzluk hissine dayanıyor. Düşük bütçesine rağmen sinema dilini bilinçli kullanan ve bunu avantaja çevirmeyi başaran dokunuşlara sahip. Filmin en büyük başarısı da burada yatıyor: Gösterişli prodüksiyon yerine atmosfer, ritim ve görsel anlatı üzerine kurulmuş bir korku deneyimi sunuyor. Yine adı pek duyulmamış görüntü yönetmeni Taylor Clemons ile Barker, görselliği çok etkileyici, her seferinde farklı detayların keşfedilebileceği anlar yaratmışlar.Özellikle dilek lanetinden sonra Nikki'yi simsiyah bir gölge şeklinde betimleyen bazı anlar, korkunç makyajlara ihtiyaç duymuyor. Kaldı ki, etkileyici bir makyaj işçiliği de söz konusu. Büyük stüdyo korku filmleriyle bütçe anlamında yarışmasa da sinematografi, ses tasarımı ve pratik efektleri sayesinde çok daha pahalı görünen bir iş hissi veriyor. Teknik tercihlerin yalnızca "şık görünmek" için değil, karakterlerin psikolojisini ve hikayenin temasını desteklemek için kullanılması önemli bir tavır. Bu da onu, son yıllarda öne çıkan bağımsız korku yapımları arasında teknik olarak da dikkat çekici bir konuma taşıyor. Korku anları yalnızca ani sıçratmalara değil, bütün bu saydığımız bileşenlerin inşa ettiği giderek artan bir huzursuzluk hissine dayanıyor.
Michael Johnston'ın Bear performansı her ne kadar filmin omurgası gibi görünse de, Nikki karakterini canlandıran Inde Navarrette filmin asıl yıldızı. Karakterinin geçirdiği dönüşümü hem ürkütücü hem de trajik biçimde yansıtıyor. Dilekten önceki Nikki ile sonraki Nikki arasındaki fark onun yeteneği sayesinde birinci sınıf bir dönüşümü yansıtmakta. Mimiklerini kullanışı, bu sayede yüz ifadesini istediği biçimde değiştirebilmesi ürkütücülüğünü beslediği gibi, Barker'ın onu bu anlarda serbest bıraktığı izlenimi de uyandırıyor. Johnston ise pasif ve "iyi çocuk" imajının altında yatan bencilliği başarıyla hissettiriyor. Cooper Tomlison (Ian) ve Megan Lawless (Sarah) da önemli yan rollerde oldukça başarılılar. Bazı korku filmleri canavarlarla, zombilerle, hayaletlerle korkutur, bazıları ise insan doğasının en karanlık arzularıyla. Obsession ikinci gruba giriyor. Yönetmen ve senarist Curry Barker, tek cümlelik bir fikri –"sevdiğiniz kişi size delicesine aşık olsaydı ne olurdu?"– hem psikolojik hem de fiziksel dehşete dönüşen etkileyici bir hikayeye dönüştürüyor. Film, yüzeyde doğaüstü bir korku gibi görünse de özünde saplantı, sahiplenme ve "ideal aşk" fantezisinin eleştirisini yapıyor. Günümüz ilişkilerindeki sahiplenme kültürü, karşılıksız aşkın romantikleştirilmesi üzerine sert bir eleştiri. Senaryo yönünden asla kusursuz değil. Aynı anda psikolojik gerilim, body horror ve kara mizah karışımı olup, izleyiciyi sadece korkutmayı değil, rahatsız edip düşündürmeyi de isteyen bağımsız bir film için bu gayet normal.



twitter da o kadar çok gördüm ki kısa videolarını zaman bulsam oturup izlemek istiyorum fakat zaman kaybı gibi de gözüküyor gözüme
YanıtlaSil