21 Mayıs 2008 Çarşamba

Crónicas (2004)

Yönetmen: Sebastián Cordero
Oyuncular: John Leguizamo, Damián Alcázar, Leonor Watling, Henry Layana, Tamara Navas, Raymundo Zambrano, Washington Garzón
Senaryo: Sebastián Cordero
Müzik: Antonio Pinto

Erkek çocuklarını kaçırıp tecavüz ettikten sonra işkenceyle öldüren bir sapık, Meksika/Babahoyo’ya dehşet saçmaktadır. Medya ise bu olaylardan rating sağlama peşindedir. Kamuoyunu meşgul eden “Babahoyo Canavarı”nın peşindeki ünlü muhabir Manolo Bonilla (John Leguizamo), iki kişilik ekibiyle birlikte son kurbanın cenazesine katılır. Amacı çocuğun ailesini ekrana çıkarıp, zaten yükseklerde olan ratingini daha da arttırmaktır. Çocuğun diğer kardeşi ile bir söyleşi koparmak isterken çocuğu ürkütür. Cenazeden kaçan çocuğa yolda bir kamyonet çarpar ve çocuk orada ölür. Bir çocuğunu sapık katile, diğerini de trafik kazasına kurban veren baba, arkasına aldığı orada bulunan halkla birlikte arabanın şoförü Vinicio’yu (Damián Alcázar) linç etmek ister. Tabi Manolo Bonilla’nın kamerası hemen çekime başlar. Linç girişimini engelleyen polis hem Vinicio’yu, hem de acılı babayı hapse atar. Haber kokusunu çoktan almış olan Manolo, cezaevine giderek taraflarla konuşmak ister. Ama umduğunu bulamaz. Tam bu olaydan haber çıkmayacağını düşünüp geri dönmek üzereyken Vinicio, meşhur Babahoyo Canavarı’nı gördüğünü, kendisini hapisten kurtarıp hamile karısı ve çocuğuna kavuşturması için bir haber yapması karşılığında bildiği her şeyi anlatacağını söyleyerek Manolo’yu ikna eder.


Cronicás, biryerlerde unutulmaya yüz tutmuş, ama buna rağmen son zamanlarda yapılmış en iyi medya eleştirilerinden birisi. Bir kere yönetmen Sebastián Cordero, kurduğu hikaye örgüsünde sert ve acımasız. Benzer bir medya taşlaması yolsuzluk, hırsızlık, fuhuş yerine, çocuk istismarı gibi bıçak sırtı bir suç üzerinden ilerlemekte. Bu polisiye olay, sağlam bir medya yergisi ile o kadar iyi kaynaşıyor ki, filmden sonra gerçek yaşama dair medyatik şüpheler, komplo teorileri veya göz önünde duran, ama emin olunamayan Ali Cengiz oyunları insanın zihninde fink atıyor. Cronicás bununla da kalmıyor, hem adalet sistemine, hem ilahi adalete, cezaevi şartlarına ve halkın baş tacı yaptığı, ekranın vitrininde duran kahraman(!) habercilerin yaşadıkları çelişkilere de yerli yerinde dokundurmalarda bulunuyor. Bazı medya kişilerine “Medya Maymunu” deniyor ara sıra. Lakin öyle adamlar var ki medya gezegeninde, artık maymuna ayıp oluyor. Üstelik yaptıklarını “haber yaptık, alın yeyin” diye yutturmaya çalışanlar ve bunu yutanlar, hatta alkışlayanlar varken biz hala benzetmelerimizi günahsız hayvanlar aleminden seçiyoruz. “TV’de çıktıysa doğrudur”a şartlanmışız. Bize gösterdikleriyle, bize anlattıklarıyla yetindiğimiz muhabir, haber yapımcısı, reality kumkuması insanlar, haber uğruna başkalarının değerlerini hiçe sayanlar, yargısız infazcılar, infazcı yargıçlar ve televizyonları babalarının çiftliği sananlarla kuşatılmışız. Bu televizyon öyle bir şey ki, canlı yayın dilencileri yaratıp, sonra da onları ümitlerle besleyerek kahraman olanların yuvası adeta.

Herneyse, TV fenomeninin sadece haber yönünü konuşacak olursak, burnu iyi koku aldığı halde yanlış ava oynayanları çok fazla görmekteyiz. John Leguizamo’nun canlandırdığı Manolo Bonilla, artık TV haberciliğinin yıldızlarından olmuş, zehir muhabirliği sayesinde Meksika halkı arasında ünlenmiş bir haberci. Kazara bir çocuğa çarpıp öldürerek hapse düşen Vinicio ile yaptıkları anlaşma gereği parlak kariyerine Babahoyo Canavarı’nı yakalayarak devam etmeyi saplantı haline getiriyor. Sözünde durması için içerideki Vinicio’yu kamuoyuna sevimli ve masum bir şekilde tanıtacak ki, bu işlerin nasıl yapıldığını az çok biliyoruz. Alttan verilen dramatik müzik eşliğinde kurbanın yakınları onun hakkında birkaç kelam ederler, çoluk çocuğun duygularını sömürebildikleri kadar sömürürler. Müziğin sesi artar. Sosyal baskılar, ekonomik yokluklar, anılar dökülür. Müziğin sesi biraz daha artar. Sonunda habercimiz sazı eline alıp birkaç afili cümleyle finalini yapar. Sonra sıradaki, Karabaş’ın emzirdiği üç kedi yavrusu veya defilede iki saniyeliğine topless kalan manken haberlerine geçilir.

Manolo Bonilla işinin ehli, şüpheci, sağlamcı ve dürüst bir muhabir. Ama mesleğin kendisi birçok yönden öyle değil. Haberden önce artık başka kaygılar var. Dolayısıyla Manolo dedektif gibi araştırdığı haberini yaparken ister istemez bu medya çarkında öğütülecektir. Çünkü gerçek hayat, hiçbir zaman haberlerde ve haber programlarındaki gibi olmadı. İşin içine Manolo gibi vicdanınızı da sokarsanız, o iş sizi suya götürür, susuz getirir. En tepede, Manolo’nun binbir zorlukla hazırladığı haberi biz izleyenlere hımını hımını okuyacak olan anchorman kişisine altın tepside sunulan haberin/sunumun ahlaki yönü fazla sorgulanmaz, bir süre sonra da önemini yitirir. Acaba ekranlardaki kaç haberci, haber yaptığı meselenin vicdani, ahlaki ve insani boyutunu kendi rating kaygılarının önünde tutuyordur? Cevabı biliyoruz sanki.


Sebastián Cordero çok çarpıcı bir film yapmış. Temposunu iyi ayarlayan, Meksika’nın sefaletini tekinsizliğiyle kol kola resmeden, taşlamasına sıkı sıkı tutunan ve vicdanımızı silkelemeyi bilen yapımlardan biri. Mesela linç sahnesi ve hapishane görüntüleri ustaca organize edilmiş. Star muhabir Manolo Bonilla’yı oynayan Kolombiya asıllı John Leguizamo, Hollywood’a transfer olup çektiği onca garnitür film yerine bir-iki Cronicás ile daha ciddi bir kariyer edinebilirdi belki. Latin egzotizmini, tadında bir oyunculukla birleştirdiği filmde, inandığı haber uğruna her riski göze alabilecek bir muhabirden, belli bir an sonra inandığını sorgulayıp ondan şüphelenmeye başlayan bir tarafsızlığa dönüşümü sıkıntı çekmeden veriyor. Fakat filmin ikinci planda kalan yıldızı ise bir diğer Meksikalı oyuncu Damián Alcázar. Sırlarla dolu gezgin satıcı Vinicio’yu ve onun sağlıksız, hüzünlü ve rahatsız halini ödüllü yorumuyla aktaran oyuncu, Leguizamo ile güçlü bir ikili oluşturup, yan karakterlerle de onları sıkı şekilde destekleyince ortaya soğukkanlı, dirayetli bir film çıkıyor. Kemikler bu derece sağlam olunca tek bir plan bile çok şey anlatıyor. Film bitip de yazılar akmaya başlamadan önceki en son kare buna en güzel örnek. İnsansız, hareketsiz bu kare o kadar fazla şeyi, o kadar tüyler ürpertici biçimde anlatıyor ki, sinemanın tek bir resimle bile neler başarabileceğine yine, yeniden şahit oluyoruz. Bir yandan da aklımıza, medyanın yerin dibine soktuğu veya temize çıkarıp melek ilan ettikleri geliyor. Onların nereden nereye geldiğini düşünüyor, sonra düşünmek bile istemiyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder