26 Mayıs 2007 Cumartesi

American Gun (2005)

 

Yönetmen: Aric Avelino

Oyuncular: Forest Whitaker, Marcia Gay Harden, Donald Sutherland, Tony Goldwyn, Nikki Reed, Chris Marquette

Senaryo: Steven Bagatourian, Aric Avelino

Müzik: Peter Golub

 

Amerika’da bir liseye baskın düzenleyen silahlı iki öğrenci pek çok öğrenciyi katletmiştir. Aradan geçen zaman sonucunda olayla doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmiş bir grup insan için eskinin gölgesinde yeni başlangıçlar ve tabi ki yeni sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

 

 

Son yıllarda Amerika’nın kendi iç meselelerini masaya yatırdığı, belli kesimleri temsil eden bir grup insan etrafında dönen, dönüşümlü ve kesişimli senaryolar izlemeye başladık. Bu anlayışın zirve yaptığı Oscar’lı Crash'in rüzgarını arkasına alan bu filmler arasında görülen en temel benzerliklerden birisi, dışa kapalı olma çabasındaki yer yer milliyetçi bir iç çözümleme sayesinde doğruya ulaşma tavrı.. Yine Oscar’lı Michael Moore belgeseli Bowling For Columbine ve Gus Van Sant imzalı Elephant'ta işlenen okul baskınları ve bununla bağlantılı olarak Amerika’nın silah çılgınlığı ile ilgilenmiş bir başka yeni film de American Gun..

Bu filmi anlatmak için kendi janrına uygun referansı olan Crash ile karşılaştırmak doğru olabilir. Önce American… ile başlayan filmlerin kahramanları, yani Amerikalılar’ın bu filmlerdeki zengin çeşitliliğine değinmek gerek. Mesela yine Oscar’lı American Beauty gibi nereden vuracağı belli olmayan bir filmin Amerikan Rüyası eleştirisinde seçilen kahramanlara bakalım: Banliyöde yaşayan her yanı sorunlu üç kişilik orta sınıf bir aile, röntgenci ve uyuşturucu dağıtıcısı bir yan komşu, onun asker eskisi çatlak babası, eşcinsel iki sevgiliden oluşan diğer komşular. Oradaki eleştirel iç bakış, sert ve acımasızdı. 9/11 hadisesinden sonra kenetlenme ihtiyacı duyan Amerika, sinemaya yansıyan provokatif yaklaşımlar yüzünden iç kızgınlığını yavaş yavaş dışarı taşırmaya, intikam salyaları akıtmaya başladı. Kötü adamlar artık Amerika’nın kendi içinden değil Doğululardan veya Araplardan seçiliyor. Crash gibi sağduyulu, Syriana gibi acı gerçekleri tokat gibi çarpan iki güzel filmin bu karışıklıkta filizlenmesi, sinemada patlak vermesi olası bir Amerikan hezeyanına prim vermeyerek tahriklere kulak asmadı..

Crash'te ırkçılık, milliyetçilik ve önyargı ağırlıklı eleştirilen Amerikan Rüyası, bu filmin haklı başarısının etkisinde kaldığı her halinden belli American Gun'ın yazarı Steven Bagatourian ve filmin yazan-yöneteni Aric Avelino’nun ilk filmiyle Crash kadar olmasa da sağlam ve gelişmeye müsait denklemler kurmuşlar. Amerika’nın milli meselelerinden biri haline gelen liselerdeki silahlı şiddetten hareket edip, silah çılgınlığına uzanabilecek potansiyel unsurlar, tasarım aşamasında gayet iyi sinyaller veriyor. Konusu için özel tasarlanmış ve kritik köşe başlarında duran karakterler de filme çok elverişli bir zemin hazırlıyorlar: Çalıştığı lisede bir dedektif gibi düzeni sağlamaya çalışan, öğrencilerle, velilerle görüşen, sorunlarına çözümler üreten, ama kendi oğluyla bir türlü konuşamayan müdür Carter ve onun kazanmak istediği hayatı pamuk ipliğine bağlı çok başarılı bir öğrenci. Lise baskını sırasında olay yerine ilk gelen polis memuru olan Frank. Baskını yapan öğrencilerden birinin annesi olan Janet ile kafası karışmış küçük kardeş (alışageldiğimiz ölmüş başarılı ağabeyinin gölgesinde kalmış küçük kardeş yerine, ölmüş katil ağabeyinin gölgesinde kalmış küçük kardeş). Geniş bir silah mağazası işleten emektar Carl ve hem okuyan, hem de dedesinin dükkanında çalışmak zorunda kalan torun Mary Ann.. Bu karakterler filmin hareket noktası, uğrayacağı istasyonlar hakkında fikir verebiliyorken, alacağı virajlar ve varacağı yer ile ilgili sakladıkları ile de kendini cazip kılıyor.

 

 

Donald Sutherland, Forest Whitaker, Marcia Gay Harden, Tony Goldwyn ve birkaç genç yetenekle oyunculuk kanadını sağlama alan film, şu haliyle Crash'in izinden gidecek izlenimi veriyor. Sutherland’in etliye sütlüye karışmayan oyununa nazaran, günümüzün en iyi siyah aktörlerinden Forest Whitaker ve Ghost filminin kötü adamı olarak tanıdığımız Tony Goldwyn’in performansları oldukça iyi.. Fakat 2000 yapımı Pollock ile En İyi Yardımcı Kadın Oscar’ı kazanmış, 2003’te Mystic River ile aday olmuş ve başka pek çok ödül kazanmış Marcia Gay Harden’ın filmdeki tedirgin, telaşlı ve sinirli anne Janet Huttenson yorumunu ayrı bir köşeye koymak gerek. Harden’in özellikle oğlu David rolündeki genç Chris Marquette ile tartışma sahnesi, filmin çok çarpıcı dramatik anlarından biri.

 

 

Bunca olumlu özelliğe rağmen, Crash'in ayakları her yönden yere basan yapısını American Gun'da görmek pek mümkün olmuyor. Kritik noktalara yerleştirilen karakterlerin üzerlerine giydikleri üniformalarla filmin mayasının örtüşmediği çok yer var. Mesela silah satıcısı Carl Wilk’in filmde torunu ile iletişim kopukluğu dışında hiçbir fonksiyonu yok. O zaman bu adam niye bir marangoz değil de silah dükkanı sahibi? Polis memuru Frank’in hassas dengeleri üzerine yeterince gidilmemiş. İzleyenin vakıf olamadığı bir sırrı mı vardı acaba? Okul müdürü Carter’ın bu karakterlerden hiçbiri ile yolu kesişmiyor. Karakterler mutlaka birbirleriyle bazı kavşaklarda buluşmalı mı diye sorulabilir. Crash'in dantel gibi işlenmiş kesişen öykülerine American Gun'da rastlayamıyor olmamız onu nereye koyar? Kağıt üzerinde birbirine zincirleme şekilde çok güzel bağlanabilecek karakterlerin zorlama kesişmeler yaşaması veya hiç yaşamaması, birbirinden bağımsız tiplemelerin kes-yapıştır mantığıyla bir filme yedirilmeye çalışılması gibi suni gözükecektir. Janet’in oğlu ve komşularıyla olan gerginliği, duygusal yoğunluk ve performans doygunluğu olarak gayet ölçülü. Ama birkaç yerden boş prizleri olan bu ana-oğul ilişkisine diğer karakterlerden oluşan fişlerin takılamaması pek çok şeyi havada bırakabiliyor.

 

 

Üstlendiği misyon itibariyle silah fanatizmi ile ilgili söylemesi gereken bırakın yeni bir şeyi, eskileri bile doğru dürüst dillendiremiyor. Karakter ve ruh çözümleri yüzeysel olunca her hikayenin bitişi yavanlaşıyor. Ana görevinin gereklerini ıskalama talihsizliği yaşıyor. Filmin hassas nokta olarak ucundan yakaladığı belki de tek olgu olan iletişimsizlik de çok sade ve yer yer sıkıcı şekilde ele alınıyor. Başlangıçtaki başarılı denklemler ve usta işi oyunculuklara rağmen sonuca ulaşma yönünde ciddi bir tempo düşüklüğü ve galiba Avelino-Bagatourian acemiliği yaşanıyor. Tabi bu ikilinin ulaşmak istediği amaç gerçekten buysa, daha bu uğurda katetmeleri gereken çok daha fazla mesafe olduğu söylenebilir. Yine de “kötü” yerine “yetersiz” demek daha uygun düşebilir. Fikir ve heves mevcudiyetine rağmen sonucun “son uca” ulaşamaması durumu. Bir dergiye cezbedici bir kapak yapıp, geri kalanıyla aynı şevkle ilgilenmemek gibi. Veya bir çocuğun neden silahlanıp insanları öldürdüğü ile değil de, kaç kişiyi öldürdüğü ile ilgilenmek gibi..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder