Yönetmen: Dominik Moll
Oyuncular: Léa Drucker, Jonathan Turnbull, Mathilde Roehrich, Pascal Sangla, Claire Bodson, Sandra Colombo, Côme Péronnet, Mathilde Riu, Guslagie Malanda, Yannick Morzelle, Valentin Campagne
Senaryo: Gilles Marchand, Dominik Moll
Müzik: Olivier Marguerit
Polislerin karıştığı suç teşkil eden olayları araştıran IGPN biriminde çalışan bir grup polis müfettişi, Paris'te 2018 yılı sonlarında başlayan ve "Sarı Yelekliler" olarak bilinen protesto eylemleri sırasında plastik mermi ile ağır yaralanan genç Guillaume Girard'ın davasını konu alan Dossier 137, gerçek olaylardan esinlenen güçlü bir polisiye dram. Dominik Moll'un yönettiği filmin senaryosu, kendisi de bir yönetmen senarist olarak bilinen Gilles Marchand ile Moll'a ait. Moll - Marchand ikilisi en son 2022'de çok beğenilen suç dramı La nuit du 12'de birlikte çalışmışlardı. O filmde vahşice katledilen 21 yaşındaki bir genç kızın cinayet davası sürecine dahil oluyor, soruşturmanın sistematik işleyişi ve duygusal boyutlarıyla iç içe çok güçlü bir polisiyeye tanık oluyorduk. Dossier 137 de ise bu kez ölümcül bir yaralamayla sonuçlanan polis kaynaklı bir şiddet eyleminin tüm boyutlarıyla araştırılma sürecini izliyoruz. Filmin La nuit du 12 ile çok fazla ortak yanı var. Orada dedektif Yohan'ı odağına yerleştiren Moll, onun sayesinde sağduyunun, vicdanın, adalet arayışının, aynı zamanda uzun süre belli bir davaya emek sarf etmenin yarattığı özdeşlik duygusunun, saplantının fotoğrafını farklı açılardan çekmişti. Bu filmde de IGPN ekibinde bulunan, Léa Drucker'in canlandırdığı Stéphanie'nin bu özelliklere sahip olması onu merkeze koyuyor.
Dosya numarası 137 olan Guillaume Girard davasına bakarken başlangıçta profesyonel yaklaşan Stéphanie, seyir ilerledikçe ortada ters giden bir şeyler olduğunu seziyor. Eylemlerin kaosa dönüşmesiyle deyim yerindeyse kim vurduya giden Guillaume'un ailesinden ifadelerini alırken, kendisi de bir erkek evlat sahibi olduğu için empati kurması kaçınılmaz oluyor. Olaya dahil olduğundan şüphelenilen polis memurlarını sorgularken de onların yasalar dahilinde müdahalede bulunup bulunmadıklarından emin olamıyor. Nitekim yeni bulgularla haklı olduğunu anlamaya başlıyor. Moll ve Marchand'ın polisiye bürokrasinin işleyişindeki aksaklıkları, hantallıkları gösterme/eleştirme biçimleri La nuit du 12'deki kadar cesur, gerçekçi ve sürükleyici. Olayı hem haklarını aramak için meydanlara inen mağdur protestocular, hem de onları bastırmak için emir alan polisler açısından ele alan film, bu sayede katmanlı bir paralel yapı oluşturuyor. Hatta olaya Afrika kökenli otel temizlik görevlisi Alicia'yı da dahil ederek, göçmen iş gücünün Paris gibi büyük şehirlerde tutunabilmek için yozlaşmış sistemle arayı bozma korkularına değiniyor. Yine de vicdan sahibi insanların bu korkuları yenip, bir noktada adaletin sağlanması için ellerini taşın altına koymaları gerektiğini bu değiniye ekliyor. Zira güvenlik ve adalet güçlerine güvenin kalmadığı yerde kime güveneceğiz sorusu kocaman bir yer kaplıyor.
Stéphanie, yaralama olayının sorumlusu olan meslektaşlarını sorguladığı için onların nefretini çekmek pahasına çok çabalıyor. O polisler ki, Kasım 2015 yılında Paris'teki ünlü konser salonu Bataclan'da gerçekleşen terör saldırılarında gösterdikleri fedakarlıklar sebebiyle saygı görmeleri gerektiğini düşünüyorlar. Göstericilere kuralların dışında müdahale etmeyi kendilerinde hak görüp, bu sebeple sorgulanmayı hazmedemiyorlar. Kahraman olmak, o kahramanların yasaların dışına çıkıp kafalarına göre hareket etmesini mazur gösterir mi sorusu da filmin bir başka ikilemi. Bir tarafta polis teşkilatının itibarı, diğer tarafta haklarını savunurken kural dışı keyfi müdahalelerle mağdur olmuş emekçilerin adalet arayışları. Terazide hangisinin ağır bastığını hepimiz biliyoruz. Moll ve Marchand, bunun gibi ikilemlerin her yerde yaşandığına ve kimlerin kazandığına dair düşüncelerimizi bu hikaye üzerinden pekiştiriyorlar. Artık cep telefonları ve güvenlik kameraları sayesinde hiçbir şeyin gizli kalmadığını, buna rağmen adaletin çoğu zaman adalet temsilcilerinin lehine tecelli ettiğini, adalet arayışı içindeki halkın mağduriyetlerinin hiçe sayıldığını zaten gerçek yaşamda tecrübe ediyorken, bunu bir filmde de izlemenin gereği tartışılır. Ama en azından Stéphanie'nin temsil ettiği üzere doğru tarafta durmanın ve o uğurda mücadele etmenin erdemini bir filmde izlemenin vereceği hisse tutunmak, hele de böyle sürükleyici, bilgilendirici bir hikayede izlemek çok önemli.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder