20 Kasım 2009 Cuma

Stop-Loss (2008)


Yönetmen: Kimberly Peirce
Oyuncular: Ryan Phillippe, Channing Tatum, Abbie Cornish, Joseph Gordon-Levitt, Timothy Olyphant, Rob Brown, Mamie Gummer, Alex Frost
Senaryo: Kimberly Peirce, Mark Richard
Müzik: John Powell

1999 tarihli Boys Don’t Cry insanın içini acıtan bir filmdi. O filmi yazıp yöneten Kimberly Peirce uzun bir aradan sonra bu kez günümüz Amerika’sının savaş politikasına eleştirel gözle bakan yeni filmi Stop-Loss ile tekrar ortaya çıktı. Yine Amerika’nın güneyini mesken tutmuş olaylar dizisinden hareketle daha politik ve geniş bir perspektifle çektiği Stop-Loss, sözkonusu savaş politikasına hem bildik, hem de fazla bilinmedik veya üzerinde çok durulmamış açılardan yaklaşıp etkili olmayı bilen bir yapıda. Irak’taki trajik bir operasyon sonrası memleketleri olan Teksas’ın küçük bir kasabasına kısa bir süreliğine izinli gelen üç sıkı dost üzerine odaklanan hikaye, bu operasyonu izlediğimiz sıkı bir aksiyon sahnesiyle başlıyor. Ardından bayraklarla, bandoyla, John Wayne posterleriyle, alkışlarla karşılanan askerlerden çavuş Brandon King (Ryan Phillippe), askerliğinin bittiğini düşünürken ordunun onun görev süresini uzattığını öğrenip şok oluyor. Tekrar Irak’a dönmek istemeyen Brandon izin sırasında bir yolunu bulup kaçıyor. Amacı Washington’da bir senatörü görerek tekrar orduya alınmaması yönünde yardım almak. Böylece parlak bir kahramandan, asker kaçağına dönüşen Brandon’ın adalet mücadelesine ortak oluyoruz.


Brandon’ı bu mücadelesinde yalnız bırakmayan ise en yakın dostu ve silah arkadaşı Steve’in evlenmek üzere olduğu güzel sevgilisi Michelle (Abbie Cornish) oluyor. Beraber çıktıkları Washington yolculuğu sırasında Brandon’ın tipik savaştan dönen asker psikolojisine teslim olmuş ruh haline ilişkin birkaç olay yaşanması ve ülkesine, ordusuna yaptığı fedakarlıklara karşı ödemek zorunda bırakıldığı bedele isyanı Brandon’ı bir anda savaş karşıtı bir figür haline getiriyor. Tabi kasabada bölüklerinin hareket etmesini bekleyen Brandon’ın iki yakın dostu Tommy ve Steve’in yaşadıkları da Brandon’ın dönüş psikolojisinden farklı olmayan biçimde dramatik. Askerlerin eve döndükleri sırada kendilerine ve çevrelerine karşı tehlikeli olabileceklerine dair uyarıları yapan ordu ise, sadece uyarı yaptığıyla kalıyor. Kimberly Peirce, Boys Don’t Cry’da olduğu gibi, insanların şiddete olan yatkınlıklarını göz önüne seren tekinsiz ruh halini yansıtma konusunda bu filmde de becerisini gösteriyor. Tabi genç oyuncuların bu ruh halini betimlemelerindeki başarısı da ayrı bir yerde duruyor.

Filmin içe dönük eleştirel yönü sık sık kendini “kardeşim orada bir hiç uğruna öldü”, “başkan da savaşa girsin”, “ben bu vatana en iyi şekilde hizmet ettim, karşılığı bu mu” türünde pankart mesajlar ile tekrar etse de, genellikle pek bilinmeyen hizmet süresinin uzatılması konusuna ağırlık vermesiyle Amerika’nın çelişkilerle ve baskılarla yüklü savaş politikalarından birini ifşa ediyor. Üstelik özellikle Amerika dışında dünya kamuoyunda pek sözü edilmeyen bu uygulamanın firar sonrası işleyen süreci hakkında da yaşanmış olaylardan hareketle gerçekçi açıklamalarda bulunuyor. “Stop-Loss” ifadesi, askere alınacak yeterli insan gücü bulunmadığı zamanlarda, ordunun mevcut askerlerin askerlik sürelerini uzatması anlamına geliyor. Haklı olarak bu sürenin uzamasını istemeyen binlerce genç, firar edip başka bir ülkeye kaçıyor ya da kaçırılıyor.


Sosyal içerikli filmlerin sonunda olduğu gibi burada da film bittiğinde: “11 eylül 2001'den bu yana 650.000 Amerikan askeri Afganistan'da ve Irak'ta savaştı. Bu askerlerin 80.000'i asker kaçağı durumunda. 2007'de başkan tarafından Irak’taki isyancılarla savaşmak için 30.000 asker daha gönderildi. O askerlerin kaç tanesinin firari olduğu hala açıklanmadı.” bilgisi veriliyor. Filmin ana amacının bu uygulamadan hareketle genel bir savaş karşıtlığına ulaşma yönünde başarılı olup olmadığı tartışılır. Ama doğrudan bu uygulamanın karşısında sağlam durduğu söylenebilir. Çünkü Brandon’ın sözde kahramanlığından sonra huzur bulmak için evine dönüşü, hemen ardından zorla tekrar orduya çağrılmasının yarattığı çıkmaz sokak, savaş hali olmasa bile özellikle askerlik yapmış erkek izleyicilerle empati sağlayabilecek avantaja sahip.

Brandon’ın operasyon sırasında bölüğünden kaybettiği bir askerinin ailesini ve gazi olmuş Latin kökenli bir başka adamını ziyaret etmesinden sonra kendi kahramanlığına olan inanç bunalımı, sıradan bir vicdan muhasebesine dönüşse de, stop-loss uygulaması kadar, göçmen askerlerin savaşta ölmeleri karşılığı ailelerine yeşil kart kazandırmasına benzer başka faşizan politikaların da üzerinden geçen bir yapım. Stop-Loss, finali ile de yarattığı kişiler ve durumların özelinden, daha genel bir eleştirelliğe ulaşmasını da biliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder