Yönetmen: Frédéric Hambalek
Oyuncular: Laeni Geiseler, Julia Jentsch, Felix Kramer, Mehmet Ateşçi, Moritz von Treuenfels
Senaryo: Frédéric Hambalek
Okulda bir arkadaşından tokat yedikten sonra birden telepatik bir güce sahip olduğunu fark eden Marielle, ebeveynleri Julie ve Tobias'ın yaptığı ve söylediği her şeyi ayrıntılarıyla kafasında duymaya başlar. Başta ebeveynleri ona inanmasa da bildiği şeyler karşısında dehşete düşerler. İş ve özel hayatlarında mahremiyetleri kalmayan, yaptıkları ve söylediklerini kızlarından gizleyemeyeceklerini anlayan çift, birbirlerinden sakladıkları sırların açığa çıkmasına da mani olamazlar. Frédéric Hambalek'in yazıp yönettiği ikinci uzun metraj olan Was Marielle weiß (What Marielle Knows), bu absürt ve orijinal fikri üç kişilik bir aile etrafında çok iyi dolaştıran oyuncaklı bir dram. Ağır çekim yakın plan olarak Marielle'in tokat yediği sahneyle açılan film, tüm hikayesini bu tokat sonrasının sebep oldukları üzerine kuruyor. Hambalek, lafı dolaştırmayan, minimal sahnelerle oda gerilimleri yaratan, Marielle'in sahip olduğu bu fantastik gücün yol açacağı olası durumları zekice kurcalayan, beklenen çatışmaları başarıyla kuran cesur senaryosuyla ilgiyi hep diri tutuyor. "Şayet çocuğumuz gün içinde yaptığımız ve söylediğimiz her şeyi böyle bir telepati yoluyla bilseydi ne yapardık" sorusuyla empati kurmamızı ve izlendiğimiz/dinlendiğimiz hissiyle yaşayacağımız stresi yaşatmayı kolaylaştırıyor.
Bazı yetişkin alışkanlıklarından ve sırlarından korumaya çalıştığımız çocuğumuzu artık kontrol edemeyecek olmamızın nelere yol açabileceği üzerine böyle tuhaf bir fikirden hareket noktası belirleyen Hambalek, Marielle gibi telepatik gücü olmasa da aile içinde saklanan sırlardan, müstehcen konuşmalardan, hatalı ebeveyn davranışlarından etkilenen çocuklara da gönderme yapıyor. Annesinin bir iş arkadaşıyla flörtleşmesini veya babasının anlattığının aksine iş yerindeki etkisizliğini öğrenen Marielle'in bunları içine atmayıp aile içi yüzleşme için kullanmak istemesi, kulağa pek Z kuşağı refleksi gibi gelmese de, aslında Hambalek'in bir an önce çatışmalar kurmak istemesi gibi duruyor. Bu sırları içine atıp ihanet ve yalanların sürmesine izin vermiş olsaydı, muhtemelen çıkmaza giren bir ergen depresyonu izleyecektik. Oysa Marielle burada anne babasının mahremiyeti üzerinde sallanan bir kılıç misali düşünülmüş. Aile içi gerçeğin ve dürüstlüğün sigortası gibi de diyebiliriz. Yemek masasında bile mahkeme kurup hakimlik yapacak kadar donanımlı bir hale geliyor adeta. Çoğunlukla çiftlerin birbirlerine karşı verdikleri doğruluk, dürüstlük, sadakat imtihanlarını izliyoruz. Oysa burada çocuk da bu denkleme dahil ediliyor. Çocukların önünde kavga etmemek, küfürlü konuşmamak, doğruluk dürüstlük nutukları atmak ama arkalarından tam tersi davranmak ikiyüzlülüğünün farkındalığını da okumaları arasına katıyor.
Öte yandan Marielle'e atılan tokadın sebep olduğu bu fantastik gücün mahremiyet üzerinde bir tehdit unsuru olması, neden sadece kendi ebeveynlerinin mahremiyeti ile sınırlı kaldığını anlamamızı sağlamıyor. Zaten Hambalek bunu bir süper güç gibi genele yansıtmayıp küçük kalmayı tercih ediyor sanki. Hikayesinin ana malzemesi çekirdek aile. Marielle ve arkadaşının o tokada sebep olan tartışmalarının detaylarını görmüyoruz. Marielle'in küfür etmesi, bunun üzerine diğer kızın ona tokat atması, sonrasında bir "özür" meselesini de gündeme getiriyor. Marielle o kıza neden küfretti de o tokadı yedi bilemiyoruz. Ama şiddet kullanınca haklıyken haksız duruma düşülmesi diye bir gerçek varken, özür sahnesinde Tobias'ın itici tutumu da haklıyken haksız bir durum yaratıyor. Oradaki paradoksu çok iyi görmüş olan Hambalek, özünde bazı yetişkin davranışlarının ergen davranışlarından pek de farklı durmadığı fikrini de olumluyor. Gerek Julie, gerek Tobias, iş hayatlarında ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerinde zaman zaman hiç de yetişkin davranışları sergilemiyor. Aslında "yetişkin davranışları" ifadesi tam olarak neleri kapsıyor, bunu da tam bilmiyoruz. Yine de ister ergen, ister yetişkin olsun, insani değerler, karakter yapısı, ahlak anlayışı her bireyde farklı şekillerde belirebiliyor. Sade ve akıcı bir rejiyle, kalibresine uygun performanslarla ilerleyen, Berlin Film Festivali’nden mansiyon alan film, tüm bu paradokslarla ilgili rasyonel düşüncelere sevk eden başarılı bir dram.
