Yönetmen: John Michael McDonagh
Oyuncular: Brendan Gleeson, Don Cheadle, Liam Cunningham, Mark Strong, Fionnula Flanagan, David Wilmot, Rory Keenan, Katarina Cas, Pat Shortt, Sarah Greene, Michael Og Lane
Senaryo: John Michael McDonagh
Müzik: Calexico
2008 yılının en iyi filmlerinden, aynı zamanda bana göre tüm zamanların kara mizah sahibi suç filmleri arasındaki en iyilerden biri olan
In Bruges,
Martin McDonagh imzası taşıyordu. 2010 yapımı
The Guard ise kardeşi
John Michael McDonagh’nın yazıp yönettiği ilk uzun metraj. Kardeş
McDonagh’nın harika bir ilk film olan
In Bruges’ün izinden gittiği birçok yönden belirgin. Filmin gövdesine zarar getirmeyen, tam aksi o gövdeyi monoton klişelerden kurtaran yan senaryo tasarımları, gereksiz yere karmaşıklaşmaya çalışmayan olay örgüsü, baş karakterler arasında yaratılan kimya ve tabiî dengeleri bozmayan keyif verici bir kara mizah. Bu unsurların hepsi
The Guard’da çeşitli şekillerde mevcut.
Ancak bu ortak yanlarına rağmen
The Guard’ın bir
In Bruges olamamasının en belirgin nedeni,
In Bruges’deki suç matematiğinin karakterlere eşit oranlarda yansıyan dramatik ve mizahi izdüşümü üzerine derinlemesine nüfuz edilmemesi. Bu durum
McDonagh’nın yeni bir
In Bruges yaratma ihtirasına sahip olmamasına bağlanırsa ortada sorun kalmıyor. Yüklü miktarda bir uyuşturucu sevkiyatı, bu rota üzerinde işlenen birkaç cinayet, emniyet güçlerinin örtbas, yardım ve yataklık politikasına karşı duran İrlandalı polis memuru
Boyle (
Brendan Gleeson) ile Amerikan ajan
Everett’in (
Don Cheadle) idealizmi filmin konusunu oluşturuyor. Bu sıradan ve sürprizsiz görünen gidişatı renklendirmek için elinden geleni yapan, iyi oyuncuların da yardımıyla bunu başaran
McDonagh senaryosu, her ne kadar aynı yolun yolcusu olsa da
In Bruges kadar büyük oynamayı tercih etmemiş, kendi yağıyla kavrulmayı seçmiş bir duruşa sahip. Bu tercihler de filme hep olumlu katkılar sağlamakta.
Bazı senaryoların kafa karıştırmak için filme süslü bir veya birkaç cinayet eklediğini, bu cinayetler sayesinde katilin polise ya da halka türlü mesajlar iletmeye çalıştığını gördük. Fakat o süslü bir veya birkaç cinayeti tamamen amaçsız biçimde sadece kafa karıştırmak için eklediğini itiraf eden fazla senaryo yok sayılır. Yozlaşmışlıkla idealizmi bir arada götüren polis tiplemesi de her filmde bu kadar renkli işlenmez. Bu tip ufak ters köşe yöntemlerle,
Boyle ve
Everett’in tadını damaklarda bırakan atışmalarıyla, bazı klişelerle inceden kafa bulan beklenmedik sahneleriyle sevimli ve sıcak bir film olabilmek, yeni tanıştığımız
McDonagh genleriyle alâkalı olabilir.
Brendan Gleeson ve
Don Cheadle gibi birinci sınıf oyuncuların uyumuyla güçlenen
The Guard, İrlandalı
Boyle’un Amerikalı
Everett’e verdiği politik ayarlarıyla, ailevi sohbetleriyle, suç ve suçluya bakışlarıyla farklı kimlik ve kişiliklerin yarattığı zıt kutupların çekimini hem senaryo bazında, hem de ikilinin oyunculuk becerilerinde yansıtabiliyor. Usta oyuncular
Liam Cunningham,
Mark Strong ve
Fionnula Flanagan ile iyice şenlenen cast kurulumu, senaryonun onlara da gösterdiği özen sayesinde salt isim yapmış oyunculuk duruşu sağlamıyor, kısa da olsa boyutlu kimlikler yaratıyor.
Boyle’un küçük muhbiri
Eugene rolünde karikatür gibi bir
Michael Og Lane’i de herkese tanıtıyor. Cast sorumlusu olan
Jina Jay’in elinin değdiği filmler arasında
In Bruges,
Intermission,
Shaun Of The Dead,
Atonement,
Munich,
Layer Cake,
Hanna,
Body Of Lies ve dahasını saymak fikir verebilir. Ayrıca Arizonalı folk rock grubu
Calexico’nun kattığı western ambiyansını da es geçmek olmaz.
The Guard bazı seyircilere eksiklikler hissettirebilecek mütevazi yapısına rağmen,
In Bruges gibi bir filmle karşılaştırıldığı vakit hem kusurlarını, hem de değerini belli eden bir film. Henüz ilk filmleriyle adlarından övgüyle söz ettiren
McDonagh biraderlerin getirdiği heyecan şimdilik kendini yüksek boyutlarda göstermemekte. Ama böyle giderse büyük stüdyolar tarafından keşfedilmeleri kaçınılmaz. Zaten
Martin McDonagh müthiş bir oyuncu kadrosuna sahip İngiliz-Amerikan ortak yapımı
Seven Psychopaths ile geri sayıma girdi bile.
McDonagh’ların beraber çalışmak yerine iki koldan sinema dünyasına girmeleri, gösterdikleri birbirine benzer senaryo ve yönetmenlik performansları yüzünden hiç şikâyet edilecek bir durum değil. Bundan böyle takip edilecek bir değil iki
McDonagh olması benim gibi suç yapımları müptelâları için nimet sayılır.
0 yorum:
Yorum Gönder