Yönetmen: Thomas Vinterberg
Oyuncular: Jakob Cedergren, Peter Plaugborg, Patricia Schumann, Morten Rose, Helene Reingaard Neumann, Sebastian Bull Sarning, Gustav Fischer Kjærulff, Mads Broe Andersen
Senaryo: Jonas T. Bengtsson, Tobias Lindholm, Thomas Vinterberg
Müzik: Kristian Eidnes Andersen
Nick ile küçük kardeşi, alkolik ve sorumsuz anneleriyle sefil bir hayat sürmektedirler. Çocukluklarında yaşadıkları bir trajediden sonra nasıl, ne şekilde koptuklarını göremeden iki kardeşin ortayaşlarını izlemeye başlarız.
Nick bir kavga sonrası aldığı cezanın ardından hapisten yeni çıkmıştır. Tek başına, yurt tipi odalardan oluşan bir binada sürekli içerek yaşamaktadır. Komşusu
Sophie ile cinsel, uzun zaman sonra karşılaştığı eski arkadaşı
Ivan ile kimyası bozuk bir ilişki yaşamaktadır.
Ivan şimdi yarım akıllı bir evsizdir ve aynı zamanda
Nick’in hayatının aşkı
Ana’nın ağabeyidir.
Ana evlenmiş, bir de çocuk doğurmuştur. Öte yandan filmde adıyla anılmayan
Nick’in kardeşi ise karısını bir kazada kaybetmiş, oğlu
Martin ile birlikte yaşayan uyuşturucu bağımlısı bir adam olmuştur. Annelerinin ölüm haberini alan iki kardeş yıllar sonra cenazede birbirleriyle karşılaşırlar. Çocukluklarındaki sefaleti farklı şekillerde de olsa hâlâ yaşamaya devam eden kardeşlerin trajedisi, yetişkinliklerinde de sürecektir.
Jonas T. Bengtsson romanından
Tobias Lindholm ve
Thomas Vinterberg’in senaryolaştırdığı, özellikle 2005 yapımı
Dear Wendy ile çok beğendiğim
Vinterberg’in yönettiği
Submarino,
Semih Kaplanoğlu’nun
Bal ile
Altın Ayı kazandığı
Berlin Uluslararası Film Festivali’nin aday filmlerindendi. Danimarka Film Akademisi Danske Filmskole’a bugüne kadar kabul edilmiş en genç öğrenci (19 yaşındayken) ünvanını koruyan
Thomas Vinterberg,
Dogme95 akımının en hararetli zamanlarında
Lars von Trier gibi pek çok yönetmenle eğitimini pekiştirmiş bir yönetmen. Buna rağmen ilk önemli çıkışını aralarında ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi çeşitli ülkelerin yer aldığı yapım ekibinin desteğiyle çekmesi, onun hakkında tam mânâsıyla bir fikir edinmemi engellemişti diye düşünüyordum.
2007’de çektiği
En mand kommer hjem’i ise, genel olarak İskandinav komedilerine olan soğukluğum nedeniyle izlememiştim. Ancak Danimarka-İsveç ortak yapımı
Submarino’nun türlü beslenme kaynaklarına ve İskandinav ortak sinema dilinin taşıdığı benzerlikleri barındıran sert dramatik yapısına karşın, tümüyle
Vinterberg’in kendine ait bir film olduğunu düşündüm. Konu itibariyle cenazede buluşan birbirinden kopuk aile fertlerinin geçmişleriyle yüzleşmelerinden oluşan alışıldık bir dram beklentisi olabilir. Ancak
Submarino’da bu cenaze, sadece çocukken çok kötü bir deneyimi paylaşmış ve bunun sonucunda kendilerini suçlamaktan normal hayata tutunamamış iki kardeşin karşılaştıkları bir yer olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Hikâyenin odaklandığı esas mesele, kardeşlerin bu olay sonrası kendilerine çizdikleri ya da zor şartların onları çizmeye zorladığı ayrı yolların nasıl engellerle dolu olduğu.
Bu engelli yolların yürünmesi sırasında bireye ait türlü zor yaşam şartlarının, çocukluktan kalma travma ve suçluluk duygularını istemeyerek de olsa yetişkinliklerine taşımış iki adam üzerindeki baskısı zedeleyici oluyor.
Nick üzerindeki baskı, onun güçlü yapısı sayesinde daha içsel şekillerde belirirken, kardeşinin dramı çok daha yıkıcı etkilere sahip.
Nick’in hapisten çıktıktan sonra izlemeye başladığımız hikâyesi bir süre sonra kardeşinin hikâyesiyle birleşiyor. Bu ikinci hikâyenin ilki ile birleşmesinden önce bir miktar geriye gittiğinin de farklı açılardan tekrar izlediğimiz bazı ayrıntılar sayesinde anlaşılması başarılı bir kurgu tekniği olarak ortaya çıkarken, bu durumu fazla sulandırmadan ve kafaları karıştırmadan yoluna devam ediyor film. Diğer kardeşin bir baba ve uyuşturucu müptelası arasında gidip gelen psikolojik durumu da
Nick’in hikâyesiyle hemen hemen aynı ruh hâli, ama biraz daha gergin ve dramatik bir tonla ele alan
Vinterberg, son bir kesişme noktasıyla ve çok mânalı bir finalle Submarino’yu noktalıyor.
Jakob Cedergren’in sert ve karizmatik sakinliği,
Peter Plaugborg’un gergin ve naif zayıflığıyla çok iyi dengelenmekte. Bu durum da filmi zaten bulunduğu üst noktadan biraz daha yukarılara taşımakta.
0 yorum:
Yorum Gönder