Yönetmen: Cal McMau
Oyuncular: David Jonsson, Tom Blyth, Alex Hassell, Corin Silva, Cole Martin
Senaryo: Hunter Andrews, Eoin Doran
Müzik: Forest Swords
Şartlı tahliye şansı bulmuş ve çıkmasına sayılı günler kala mahkum Taylor'ın yeni başlangıç umutları, tehlikeli hücre arkadaşı Dee'nin gelişiyle tehlikeye girer. Dışarıda da adamları olan ve çeşitli malzemeler yanında uyuşturucu satışına da hızlı bir giriş yapan Dee, Taylor'ı kanatlarının altına alır. Ama hapishanedeki rakip satıcıların gerçekleştirdiği acımasız bir saldırı aralarındaki bağı sınar. Bu olay Taylor'ı Dee'yi korumak ile kendi şartlı tahliye şansı arasında seçim yapmaya zorlar. İlk uzun metraj senaryolarıyla Hunter Andrews ve Eoin Doran ikilsinin yazdığı, yine ilk filmini çeken Cal McMau'nun yönettiği Wasteman, hikaye olarak olmasa da biçim yönünden bazı farklar yaratmaya çalışmış bir film. Cal McMau hapishane filmlerinin çok tanıdık malzemelerini kullanmasına rağmen bunları oldukça klostrofobik, fiziksel ve huzursuz edici bir biçimde bir araya getiriyor. Özgün bir hikayenin değil, iki mahkûmun arasındaki ilişkinin giderek zehirlenmesini seyirciye giderek daralan bir çember içindeymiş gibi hissettirmenin peşinden gidiyor.
13 yıldır hapiste olan, sessiz ve çatışmadan uzak durmaya çalışan Taylor, geçmişte uyuşturucu satışıyla bağlantılı bir olay sonucunda iki gencin ölümünden sorumlu tutulmuş, bunun ardından suçluluk, uyuşturucu bağımlılığı ve hapishane hayatının uyuşturucu monotonluğu içerisinde yaşamaya çalışmış. Dışarıda kendisinden nefret eden bir partneri ve 14 yaşında bir oğlu var. Tam özgürlüğe yaklaşmışken yeni hücre arkadaşı Dee hayatına giriyor. Dee, Taylor'ın tam karşıtı saldırgan, karizmatik, manipülatif ve hapishanenin güç ilişkilerini son derece iyi okuyan biri. Üstelik uyuşturucu ticareti üzerinden hapishane içerisindeki dengeleri değiştirmeye çalışıyor. Yani hapishaneden bir an önce çıkmak isteyenle, hapishanede iktidarı ele geçirmek isteyen arasında bıçak sırtı bir gerilimi soluyoruz film boyunca. Bu da özgürlük ve egemen olma arasındaki mücadele demek. Baskıcı hapishane sistemi, uyuşturucu ticareti, erkeklik, şiddet, suçluluk, kimlik, arkadaşlık ve ihanet gibi temaların neredeyse tamamını daha önce bu tür dahilinde gördük. Zaten McMau'nun asıl amacının biçim olarak kendini ispat olması kuvvetle muhtemel. En önemli artılardan biri hapishanenin filmin geçtiği bir mekan olmanın ötesinde, devasa bir kötü karakter misali klostrofobik yapısı. Dar hücreler, koridorlar, metal yüzeyler, uzaktan gelen bağırışlar ve uyuşturucu ticaretinin yeni teknolojilerle gerçekleştirilmesi, burayı kapalı ama aynı zamanda sürekli hareket halindeki bir ekosistem haline getiriyor.
Filmin arada sırada cep telefonu görüntülerini kullanması dikkat çekici. 2025 tarihli The Alabama Solution belgeselinde gördüğümüz gibi mahkûmların telefon görüntüleri bu ekosistemin arızalarını gözler önüne serdiği gibi, şiddetin artık sadece hapishanenin içinde yaşanan fiziksel bir olay olmadığını, kaydedildiğini, paylaşıldığını ve bir itibar/iktidar aracına dönüştüğünü görüyoruz. Drone'larla hücrelere kaçak malzeme taşınması ve mahkûmların şiddet görüntülerini telefonlarla kaydetmesi, günümüz hapishanelerinin kendi iç dinamiklerini ne kadar genişlettiğinin de bir göstergesi. Islah etmesi gereken bir kurumun iyice suç ve şiddet alanına dönüşmesinin altını çiziyor. Bu sebepten hapishanelerin eskiden olduğu gibi iyileştirici etkilerindense, "harcanmış insan" algısını daha fazla beslediği ortaya çıkıyor. Tabii Taylor gibi hatalarından ders çıkarıp, çıktığında düzgün bir hayat süreceğine olan inancı kuvvetli mahkumlar da vardır. Şartlı tahliye ihtimali ortaya çıkmadan evvel Taylor'ın kendisini suçlu ve değersiz olarak görüyor olması, daha kötüsü yani Dee gelince kurtuluş, düzgün ve temiz bir hayat düşüncesi daha da sivriliyor. Cal McMau özellikle el kamerası, telefon görüntüleri, hızlı kurgu kombinasyonundan diri bir kurgu yaratıyor. Bu tavır, seyirciyi de hapsedip rahatsız etmeye oynuyor. Kamera çoğu zaman karakterlere fazla yakın olunca karakterlerin kişisel alanları kalmıyor, dolayısıyla seyircinin de kalmıyor.
Wasteman'ı deyim yerindeyse sırtında taşıyan en önemli unsur David Jonsson. Taylor'ı klasik "masum mahkûm" klişesine dönüştürmemesi filmin büyük avantajı. Taylor suçsuz değil, geçmişinde son derece ağır bir olay var. Film onu sürekli olarak "iyi adam" ilan etmeye de çalışmıyor. Jonsson bunun yerine karakterin korkusunu, utancını, pişmanlığını, bağımlılığını ve ezilmişliğini aynı anda yansıtma becerisine sahip. Manalı yüz hatlarını bir performans aygıtına çevirebiliyor. Öte yandan Dee'yi canlandıran Tom Blyth çok güçlü bir gerilim unsuru olarak göz kamaştırıyor. Taylor gibi zayıf bir karakterin hücre arkadaşı olarak ona koruma, dostluk, bağımlılık, manipülasyon, tehdit suretlerinde yaklaşıyor. Blyth'ın performansı da bu çeşitliliği iyi taşıyor. Karakteri yalnızca "kötü adam" olarak tasarlanmış olsaydı bu kadar ilginç olmayabilirdi. Wasteman'in değeri "hapishane hayatının gerçekçi bir portresi" olmasından çok, iki insan arasındaki güç ilişkisini hapishanenin klostrofobik ortamında giderek zehirleyen bir psikolojik gerilim haline getirmesinde. Gereksiz yere büyümeyen, atmosferini kaybetmeyen, "ikinci bir şans" arzusunu hissettiren ve özellikle iki başrol oyuncusunun performanslarına güvenen başarılı bir ilk film.
.jpg)
00.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder