22 Ağustos 2015 Cumartesi

Mad Max: Fury Road (2015)


Yönetmen: George Miller
Oyuncular: Tom Hardy, Charlize Theron, Nicholas Hoult, Hugh Keays-Byrne, Josh Helman,
Senaryo: George Miller, Brendan McCarthy, Nick Lathouris, Nathan Jones, Zoë Kravitz, Rosie Huntington-Whiteley, Riley Keough, Abbey Lee, Courtney Eaton, Jennifer Hagan, Megan Gale, Melissa Jaffer
Müzik: Junkie XL

Post-apokaliptik yapımlar arasında 80'lerden bu yana saygın bir yeri olan Mad Max serisi, öz babası olan George Miller tarafından çekilen gıcır gıcır versiyonuyla 30 yıl aradan sonra eski ve yeni kuşağı selamlıyor. Aslında film yeni bir versiyon değil, 1981 tarihli Mad Max 2: The Road Warrior'ın yeniden çekimi. Tabii birebir aynı olmadığı gibi, aradan geçen zamanın yarattığı teknik farklar neticesinde görsel ve işitsel anlamda gerçek bir aksiyon panayırı. Bu modifiye edilmiş yapımın senaryosunda Miller'a Brendan McCarthy ve Nick Lathouris adında, henüz ilk uzun metraj senaryo deneyimi yaşayan iki kişi eşlik ediyor. Ama film, her haliyle iplerin Miller'ın elinde olduğunu hissettiriyor ve adeta Mad Max efsanesinin 30 yıllık açlığının acısını çıkarıyor. Miller o zamanın mütevazi bütçesiyle The Road Warrior'ın hakkını nasıl verdiyse, dev bütçeli Fury Road'un da hakkını veriyor. Hem çağa uyan güçlü aksiyonuyla, hem de aralara serpiştirilen alt metinleriyle iyi ki başkasının yönetiminde çekilmemiş dedirtiyor.

Hikayeyi ana hatlarıyla biliyoruz. Post-apokaliptik Avustralya'da ailesinin ölümünden sonra tek başına hayatta kalma mücadelesi veren polis eskisi Max, bu kupkuru yeni dünya düzeni içinde su ve yeşilliği sahiplenerek krallığını ilan etmiş Immortan Joe'nun adamlarının eline düşüyor. Öte yandan Immortan'ın "imperator"larından biri olan Furiosa, Immortan'ın 5 genç karısını "Yeşil Bölge"ye götürmek için kaçırıyor. Tabii Immortan ve çılgın ordusu vakit kaybetmeden peşlerine düşüyor. Genel verici kan gurubuna sahip olması nedeniyle öldürülmeyip, "kan torbası" olarak kullanılan Max de bu takibe götürülünce yollar kesişiyor. Başlarda birbirlerinden hiç hoşlanmasalar da Max ve Furiosa özgürlük yolunda hayatta kalmak ve kızları hayatta tutmak için işbirliğine gidiyorlar. Fury Road, her santimiyle kıyamet sonrası evrenin tozlu ve tekinsiz havasını mükemmel yansıtan bir film. Bu fantastik ikna en baştan işi sağlama alarak, gittikçe kızışan bu ortamdan beklenmeyenleri beklememizi sağlıyor. Miller'ın olağanüstü hayalgücü sadece ölümüne kovalamaca içinde değil, kıyamet sonrasında kurulan farklı insani, dini, askeri, ekolojik, ekonomik sistemlere dair yüzlerce detayda saklı. Birbirinden muazzam aksiyon sekanslarının uzunluğu veya sıklığı, bunları görmemizi engellemiyor. Hatta bazı yorumlarda bu aksiyon yoğunluğu nedeniyle eleştirilen film, bu detayları kolon ve kirişler olarak kullanıyor.


Nükleer felaket sonrası yeşili, suyu, refahı, güzel kadınları kendine ayıran, Valhalla inanışı ile kandırdığı askerlerden oluşan ordusunu istediği gibi yönlendiren, hastalıktan kırılan halkı zaten kendi hakları olan şeylerden mahrum ederek sömüren, The Bullet Farmer, The People Eater gibi karanlık güçlerle işbirliği içine giren diktatör Immortan Joe modeline hiç yabancı değiliz. Ama bu gücün karşısındaki isyan figürünü Max'ten ziyade Furiosa daha etkili biçimde dolduruyor. Efsanenin ana kahramanı Max ise, bireysel hayatta kalma mücadelesinin kitlesel bir isyana dönüşmek zorunda kalışının sembolü olarak beliriyor. Eski Mad Max'lerdeki gibi ona biçilen "zoraki kahraman" pozisyonunu koruyor. Elbette Max olmadan bu çileli yolun alınması pek mümkün olmazdı. Ne var ki Furiosa, onun Immortan'dan kurtarmaya çalıştığı 5 kadın, Many Mothers klanına bağlı anaerkil bir kabile olan Vuvalini'lerden kalanlar, Fury Road'a feminist bir ton katarak Max'ten rol çalıp onu kimi zaman bir yan karaktere dönüştürüyorlar. Miller, Mel Gibson döneminde böyle bir tercihte bulunmadığı için Gibson ve Max özdeşleşmesi sinema tarihine kazındı. Belki geçmişte yaptığı şeyi tekrarlamamak adına, belki de yeni Mad Max serisinin çok boyutlu olmasını istediğinden ötürü 2015 yılının Max'ini yalnız kovboy gibi göremiyoruz.

Mel Gibson demişken, son yılların gözde oyuncusu Tom Hardy'nin hayat verdiği yeni Max'in karizmasının Gibson'a pek ulaşamadığını söylemek gerek. Gerçi 1979 - 1985 yılları arasını kapsayan Mad Max üçlemesi, eski polis Max Rockatansky'nin hayatta kalmak için oradan oraya savruluşunu, hayatta kalamaya çalışırken içine düştüğü şartlar yüzünden cesaretiyle bir kahramana dönüşmesini sindire sindire anlatma fırsatı bulmuş filmlerden oluşuyordu. Fury Road ise henüz ilk ayağında çılgın bir maceraya balıklama dalmış bir film hüviyetinde. Miller burada kahramanına Max değil de John Doe deseydi, "The Road Warrior'dan esinlenmiş yeni bir post-apokaliptik macera" tanımlaması yapılmak şartıyla kimse bunu yadırdamazdı. Şu halini yadırgadığımızdan değil tabii. Tam tersi, aksiyon sinemasında şarap gibi yıllandıkça daha da değerleneceğine inandığım orijinal fikirlerle dolu bir film Fury Road... Dünyanın en güzel kadınlarından biri olan, inanılmaz bir değişim geçirdiği Monster ile haklı bir Oscar kazanan, ama son yıllarda yaptığı yanlış seçimlerle oyunculuğunu körelten Charlize Theron, gözüpek, ümit dolu ve hüzünlü Furiosa için biçilmiş kaftan olmuş. Hardy - Theron ikilisini serinin ikinci filmi Mad Max: The Wasteland'de yine birarada göreceğimiz kesinleşti. Şimdilik senaryoyu da tek başına üstleneceği görülen George Miller'ın bu filmde neler yapacağı merak konusu. Hele de önümüzde Fury Road gibi daha ilk filmden çıtayı acayip bir yere koyan bir film varken.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme