23 Aralık 2013 Pazartesi

Das letzte Schweigen (2010)


Yönetmen: Baran bo Odar
Oyuncular: Wotan Wilke Möhring, Ulrich Thomsen, Sebastian Blomberg, Burghart Klaußner, Katrin Saß, Roeland Wiesnekker, Karoline Eichhorn, Jule Böwe, Claudia Michelsen, Oliver Stokowski, Anna Lena Klenke
Senaryo: Baran bo Odar, Jan Costin Wagner
Müzik: Michael Kamm, Kris Steininger

1986 yılında bir sitenin bekçisi olan Peer Sommer, 11 yaşındaki Pia’ya tecavüz ederek öldürür. Olay anında yanında matematik öğrencisi olan Timo da vardır. Timo, Sommer’a engel olmaz, sadece seyreder. Pia’nın cesedi olay yerinde değil, gölde bulunur. Aradan 23 yıl sonra Pia’nın öldürüldüğü aynı gün ve aynı yerde bu kez 13 yaşındaki Sinikka’nın bisikleti bulunur ama kız yine kayıptır. Aradan geçen zamanda Timo evlenmiş, iki çocuk sahibi olmuş bir mimar olarak karşımıza çıkar. Sinikka davasını televizyondan öğrenince geçmişe döner ve şüphelendiği Sommer’i bulmaya karar verir.

Jan Costin Wagner romanından İsviçreli Baran bo Odar’ın senaryosunu yazıp yönettiği Das letzte Schweigen (The Silence), sürükleyici polisiye dram karakterine rağmen biraz fazla göze batan bazı unsurları yüzünden tam olmamışlık hissi yaratması muhtemel bir film. Odar, pedofili hastalığının nasıl görünmeyen ve tahmin edilemeyen bir illet olduğunu göstermesi, aynı zamanda 23 yıl arayla işlenmiş iki cinayetin izini sürerken yarattığı bazı gerilim anlarını işleyişi yönünden elini güçlendiriyor. Fakat romanın kendisinden mi, yoksa Odar’ın onu senaryoya uyarlayışından mı kaynaklı olduğunu bilmediğim birtakım detaylar aynı eli zayıflatabiliyor. Bir kere neden aynı gün işlenen benzer bir vaka için 23 yıl beklendiği, çeşitli ipuçlarına rağmen neden 23 yıldır olayın aydınlatılamadığı eksik kalmış. Üstelik zamanında Pia’nın davasına bakan, emekliye ayrılana kadar da çözemeyen Mittich gibi başarısızlığını saplantı haline getiren tutkulu bir dedektife rağmen.


Bunun yanında, Sinikka davasına bakan dedektiflerden biri olan, 5 ay önce karısını kanserden kaybetmiş David’in bunalımının filmi şişirdiğini, gerekli değil gereksiz yere filmi gerdiğini düşünüyorum. David gibi önemli karakterlerin benzer filmlerde daha iyi işlendiğini gördük. Bunda aktör Sebastian Blomberg’in kabahati yok tabii. Hatta kendisinden isteneni hakkıyla yaptığı görülüyor. The Killing dizisini izlemiş seyirciler için Sinikka’nın ailesinin yaşadıkları da ciddi şişkinlik yaratacaktır. Bir başka şüpheli durum da, Timo’nun 23 yıl evvel tanık olduğu olaydan sonra adresini, soyadını (DNA taramasından yırtma yöntemi olarak soyad değiştirme), eğitimini değiştirerek olası bir travmayı atlatabilmiş olması. Zira Alman sinemasının bir başka önemli oyuncusu olan Wotan Wilke Möhring’in bizi çok iyi ikna ettiği üzere Timo oldukça zayıf ve vicdan sahibi bir karakter. Bunun gibi biraz daha zorlansa ortaya çıkarılabilecek can sıkıcı ayrıntılar, filmi tartışmalı hale sokuyor.

Filmin en olumlu yanlarından bahsedersek, Möhring ve Blomberg ile birlikte Ulrich Thomsen, Burghart Klaußner, Katrin Saß gibi tecrübeli oyuncuların katkılarını, ayrıca görüntü yönetmeni Nikolaus Summerer’ın, kurgu masasında adı geçen Robert Rzesacz’ın başarılı işçiliklerini sayabiliriz. Mesela hamile dedektif Jana’nın Sommer’i evinde sorguladığı bölümle, David ve Mittich’in Timo’nun evine gittiği bölümü karıştırarak gerilimi tırmandıran kurgu çok başarılı. Das letzte Schweigen final olarak da mutlu son sevenler ve sevmeyenleri doğal olarak ikiye bölmeye hazır bir film. Kaldı ki o noktada da arızalar mevcut. Tüm bunlara karşın izlenmesi kayıp olarak görülmeyecek bir film.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder