27 Ocak 2012 Cuma

The Ides Of March (2011)


Yönetmen: George Clooney
Oyuncular: Ryan Gosling, George Clooney, Philip Seymour Hoffman, Paul Giamatti, Evan Rachel Wood, Marisa Tomei, Jeffrey Wright, Max Minghella, Jennifer Ehle
Senaryo: George Clooney, Grant Heslov, Beau Willimon
Müzik: Alexandre Desplat

Ohio ön seçimlerine bir hafta kala başkan adaylığı için çekişmekte olan iki demokrat adaydan biri olan Mike Morris 'in (George Clooney) kampanya basın sözcüsü olan Stephen Myers (Ryan Gosling) Morris'e sadık biçimde var gücüyle çalışmaktadır. Delge sayısıyla önde görünen Morris için yine de adaylık garanti değildir. “Ohio neye karar verirse, tüm ülke de ona karar verir” gibi bir seçim deyişi vardır ve 356 delegesiyle desteklediği adaya seçimi kazandıracak olan Senatör Thompson’ın (Jeffrey Wright) kararı çok önemlidir. Ama beklenmedik bir skandalla karşı karşıya kalan Myers tüm kariyerini ve Morris’e olan sadakatini sorgulamaya başlayacaktır.

George Clooney’nin oyuncu, yapımcı, senarist ve yönetmen olarak ana akım sinemaya aktardığı politik duyarlılığı Syriana, Good Night, and Good Luck, Michael Clayton gibi örneklerin ardından The Ides Of March ile sürüyor. Demokrat adaylar arasında çok çetin geçen ön seçim sürecinde parlak başkan adayı Mike Morris’in ekibinde danışmanlık yapan Stephen Myers’ın merkezde yer aldığı film, yukarıda saydığım örnekler gibi sürükleyici bir politik dram. Birçok koldan siyasi eleştiriye çok müsait olan Beau Willimon'un Farragut North adlı oyunundan Clooney ve Grant Heslov’un senaryo haline getirdiği bir hikâyeye sahip olması işini kolaylaştırıyor gözükse de, seçim öncesi entrikaların yansıtılması esnasında yakalanan tempo özenli bir senaryo-yönetim başarısının ürünü. Akıcı diyaloglar, taşı gediğine koyan düşündürücü replikler ve son derece güçlü oyuncu kadrosu The Ides Of March’ı türünün önemli örnekleri arasına koymayı biliyor.


Nabza göre şerbet vermekten ziyade ilkeleri olan ve o ilkeler doğrultusunda halkın fikirlerinin oluşmaya başladığı seçim öncesinde kendi inandıklarını söylemekten çekinmeyen, hatta bu uğurda başkan adaylığını kesinleştirecek olan kaypak Senatör Thompson’ın 356 delegesini bile reddedebilen Morris’in idealize ettiği politikacı profiline her seçim döneminde aşinalığımız vardır. Sevmediği ve taviz vermek istemediği Thompson’ıın delege gücüne muhtaç olmak istememek, başka ülkeleri petrol yüzünden işgal etmemek, düşmanlara düşmanca karşılık vermemek söylemlerini duyuyoruz. Bununla da kalmıyor. Zenginleri kollayan vergi kanunları, gelir dağılımı, istihdam, teknolojik liderlik, kürtaj, vatandaşlık hakları gibi meselelerde gayet mantıklı, bazen fazla idealist. Morris’in özellikle ölüm cezasıyla ilgili fikirleri oldukça düşündürücü. Politikacıların bitmek bilmeyen seçim vaatlerinden pek farklı bir durum yok. Ama Morris’in en güvendiği yardımcısı Stephen’ı da sadakat sorgusuna sevk eden hatası, bürokratlara aklı hocalığı yapan birinin bile elinin kolunun bağlanabileceği bencilliklerle dolu politik arenanın kirliliğine vurgu yapıyor.

Tabiî burada konu edinilen kirlilik geçtiğimiz yıllardan tanıdık gelebilecek bir skandaldan çıkış alıyor ve bu sebepten biraz da kolaycılık kokuyor. Senaryo bu siyasi doğruluk heykelini yıkmak için biraz da sıradan bir çözüm bulmuş gibi düşünülebilir. Yine de seçmenlerine, yardımcılarına ve eşine siyaseten doğru görünen bir politikacının yanlış hamlelerinin bedelini ödeyen isimsiz insanların varlığına böylesine dikkat çekmek de önemli. Tüm bu idealist söylemlerin ardında istismar, yalan, şantaj, blöf yatıyor olması kimse için sürpriz olmasa da, bunları derli toplu bir dram içinde görmek de öyle.


Politikanın bazı erdemleri ne kadar kendi yozlaşmışlığına alet edebildiğine en güzel örneklerden biri de sadakat kavramında şekilleniyor. Morris’in baş danışmanlarından olan Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı tecrübeli Paul Zara’nın Stephen’a verdiği sadakat örneğinin bumerang etkisi, “ne ekersen onu biçersin”in iyi ve kötü yanlarına çok sıkı birer eleştiri getiriyor. Bunun yanında Morris’in rakibinin başdanışmanı Tom Duffy’nin (Paul Giamatti) karşı takımı çökertmeye yönelik ayak oyunları ve ön seçim çekişmesini yakından takip eden gazeteci Ida Horowicz’in (Marisa Tomei) haber uğruna dostlarını bile satabilecek potansiyeli, filmin hedef tahtasını daha da genişleten unsurlar. Oyuncuların kalitesi zaten tartışılmaz. Başrolü hakkıyla idare eden Ryan Gosling ile yazar, yönetmen, yapımcı ve oyuncu olarak filme çok şey katmış George Clooney’nin rolüne cuk oturan halleri bir yana, özellikle Philip Seymour Hoffman ve Paul Giamatti’yi aynı filmde klaslarını konuştururken izlemek ayrı bir keyif. En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar adayı da olan The Ides Of March, politik gerilim sevenlerin kaçırmaması gereken başarılı bir yapım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder