Yönetmen: George Clooney
Oyuncular: Ryan Gosling, George Clooney, Philip Seymour Hoffman, Paul Giamatti, Evan Rachel Wood, Marisa Tomei, Jeffrey Wright, Max Minghella, Jennifer Ehle
Senaryo: George Clooney, Grant Heslov, Beau Willimon
Müzik: Alexandre Desplat
Ohio ön seçimlerine bir hafta kala başkan adaylığı için çekişmekte olan iki demokrat adaydan biri olan
Mike Morris 'in (
George Clooney) kampanya basın sözcüsü olan
Stephen Myers (
Ryan Gosling)
Morris'e sadık biçimde var gücüyle çalışmaktadır. Delge sayısıyla önde görünen
Morris için yine de adaylık garanti değildir.
“Ohio neye karar verirse, tüm ülke de ona karar verir” gibi bir seçim deyişi vardır ve 356 delegesiyle desteklediği adaya seçimi kazandıracak olan
Senatör Thompson’ın (
Jeffrey Wright) kararı çok önemlidir. Ama beklenmedik bir skandalla karşı karşıya kalan
Myers tüm kariyerini ve
Morris’e olan sadakatini sorgulamaya başlayacaktır.
George Clooney’nin oyuncu, yapımcı, senarist ve yönetmen olarak ana akım sinemaya aktardığı politik duyarlılığı
Syriana,
Good Night, and Good Luck,
Michael Clayton gibi örneklerin ardından
The Ides Of March ile sürüyor. Demokrat adaylar arasında çok çetin geçen ön seçim sürecinde parlak başkan adayı
Mike Morris’in ekibinde danışmanlık yapan
Stephen Myers’ın merkezde yer aldığı film, yukarıda saydığım örnekler gibi sürükleyici bir politik dram. Birçok koldan siyasi eleştiriye çok müsait olan
Beau Willimon'un
Farragut North adlı oyunundan
Clooney ve
Grant Heslov’un senaryo haline getirdiği bir hikâyeye sahip olması işini kolaylaştırıyor gözükse de, seçim öncesi entrikaların yansıtılması esnasında yakalanan tempo özenli bir senaryo-yönetim başarısının ürünü. Akıcı diyaloglar, taşı gediğine koyan düşündürücü replikler ve son derece güçlü oyuncu kadrosu
The Ides Of March’ı türünün önemli örnekleri arasına koymayı biliyor.
Nabza göre şerbet vermekten ziyade ilkeleri olan ve o ilkeler doğrultusunda halkın fikirlerinin oluşmaya başladığı seçim öncesinde kendi inandıklarını söylemekten çekinmeyen, hatta bu uğurda başkan adaylığını kesinleştirecek olan kaypak
Senatör Thompson’ın 356 delegesini bile reddedebilen
Morris’in idealize ettiği politikacı profiline her seçim döneminde aşinalığımız vardır. Sevmediği ve taviz vermek istemediği
Thompson’ıın delege gücüne muhtaç olmak istememek, başka ülkeleri petrol yüzünden işgal etmemek, düşmanlara düşmanca karşılık vermemek söylemlerini duyuyoruz. Bununla da kalmıyor. Zenginleri kollayan vergi kanunları, gelir dağılımı, istihdam, teknolojik liderlik, kürtaj, vatandaşlık hakları gibi meselelerde gayet mantıklı, bazen fazla idealist.
Morris’in özellikle ölüm cezasıyla ilgili fikirleri oldukça düşündürücü. Politikacıların bitmek bilmeyen seçim vaatlerinden pek farklı bir durum yok. Ama
Morris’in en güvendiği yardımcısı
Stephen’ı da sadakat sorgusuna sevk eden hatası, bürokratlara aklı hocalığı yapan birinin bile elinin kolunun bağlanabileceği bencilliklerle dolu politik arenanın kirliliğine vurgu yapıyor.
Tabiî burada konu edinilen kirlilik geçtiğimiz yıllardan tanıdık gelebilecek bir skandaldan çıkış alıyor ve bu sebepten biraz da kolaycılık kokuyor. Senaryo bu siyasi doğruluk heykelini yıkmak için biraz da sıradan bir çözüm bulmuş gibi düşünülebilir. Yine de seçmenlerine, yardımcılarına ve eşine siyaseten doğru görünen bir politikacının yanlış hamlelerinin bedelini ödeyen isimsiz insanların varlığına böylesine dikkat çekmek de önemli. Tüm bu idealist söylemlerin ardında istismar, yalan, şantaj, blöf yatıyor olması kimse için sürpriz olmasa da, bunları derli toplu bir dram içinde görmek de öyle.
Politikanın bazı erdemleri ne kadar kendi yozlaşmışlığına alet edebildiğine en güzel örneklerden biri de sadakat kavramında şekilleniyor.
Morris’in baş danışmanlarından olan
Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı tecrübeli
Paul Zara’nın
Stephen’a verdiği sadakat örneğinin bumerang etkisi, “ne ekersen onu biçersin”in iyi ve kötü yanlarına çok sıkı birer eleştiri getiriyor. Bunun yanında
Morris’in rakibinin başdanışmanı
Tom Duffy’nin (
Paul Giamatti) karşı takımı çökertmeye yönelik ayak oyunları ve ön seçim çekişmesini yakından takip eden gazeteci
Ida Horowicz’in (
Marisa Tomei) haber uğruna dostlarını bile satabilecek potansiyeli, filmin hedef tahtasını daha da genişleten unsurlar. Oyuncuların kalitesi zaten tartışılmaz. Başrolü hakkıyla idare eden
Ryan Gosling ile yazar, yönetmen, yapımcı ve oyuncu olarak filme çok şey katmış
George Clooney’nin rolüne cuk oturan halleri bir yana, özellikle
Philip Seymour Hoffman ve
Paul Giamatti’yi aynı filmde klaslarını konuştururken izlemek ayrı bir keyif. En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar adayı da olan
The Ides Of March, politik gerilim sevenlerin kaçırmaması gereken başarılı bir yapım.
0 yorum:
Yorum Gönder