22 Eylül 2026 Salı

Rose (2026)

 
Yönetmen: Markus Schleinzer
Oyuncular: Sandra Hüller, Caro Braun, Godehard Giese, Augustino Renken, Robert Gwisdek, Maria Dragus
Senaryo: Markus Schleinzer, Alexander Brom
Müzik: Tara Nome Doyle

Otuz Yıl Savaşları sonrasında 17. yüzyıl Almanya’sında geçen film, savaşın yıkımından çıkan gizemli bir asker olan Rose'u takip ediyor. Bir köye gelip terk edilmiş bir çiftliğin mirasçısı olduğunu iddia eden Rose, dönem toplumunun kadınlara tanımadığı özgürlükleri elde edebilmek için erkek kimliğiyle ve belgeleriyle bu iddiada bulunur. Kısa zamanda düzenini kurar, hatta bu düzeni sürdürebilmek adına bir kadınla evlenmeyi bile göze alır. Ancak bir gün bu sırrının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aslen casting direktörü olan, Michael (2011) ve Angelo (2018) adlı iki filmin yazar/yönetmenliğini üstlenen Avusturyalı Markus Schleinzer’in çektiği Rose, yaşanmış olaylardan esinlenen ve bu esinlenmenin günümüzde dahi yansımalarını taşıyan bir ötekileştirmenin izini sürüyor. Sırf kadın olduğu için toprak sahibi olamayan, mirastan pay alamayan, babası tarafından istediği zaman evlendirilen, hemen çocuk sahibi olması beklenen, kocası tarafından köle gibi kullanılan, hiçbir söz hakkı bulunmayan kadınlar için geçmişten günümüze uzanan bir ayrıştırmanın, dışlamanın, aşağılanmanın karşısına dikilen bir karakterin hikayesi. Toplumun kendinden farklı olana karşı mesafesi, hatta yok etmeye yönelik eğilimleri, bireyin de ancak rol yaparak, kendini gizleyerek o toplumun bir parçası olmak istemesi, en önemlisi de özgür olmak istemesi üzerine sessiz bir ağıt.

Özellikle Michael ile art house bir pedofili hikayesi anlatan, dingin ama ürkütücü bir tarzla yönetmenliğe adım atan Markus Schleinzer, Rose'u da bu dinginlikle ele almış. Geçmişine değinmeden, filmin hemen başında bir erkek gibi köye gelip mirasını devralması, köy ileri gelenleriyle ve kendi çalışanlarıyla ilişkileri, onlardan biri olan Großbauer'in kızı Suzanna ile ticari evliliği hem belli bir hızda, hem de kendi içinde belli bir yavaşlıkta vuku buluyor. Schleinzer, bazı önemli sahneleri bize göstermeyip atlamayı tercih ediyor. Bunun filmi biraz etkisiz kıldığı söylenebilir. Bu atlanan anlar sözlerle veya muğlak bırakılarak anlatıya eklemleniyor. Üstelik filmin bir de anlatıcısı var ve zaman atlamalarından kalanları en azından ondan duymak isteyebiliyoruz. Bazılarını duyuyoruz da. Yine de bu durum Schleinzer’i fazla temkinli bulmamızı değiştirmiyor. Bu atlamalar da belki kendince gereksiz gördüğü şiddet, istismar, entrika unsurlarından filmin arınmasını, özgürlük temasını öne çıkarmasını sağlıyor. Schleinzer, bu şekilde hikayeyi melodramdan uzak tutuyor. Filmin siyah beyaz çekilmesi ise yalnızca estetik bir tercih değil. Sert ışıklar, boş manzaralar ve sessizlik, savaş sonrası dünyanın kasvetini, yılgınlığını yansıtıyor. Aynı zamanda, tüm o yılgınlığa rağmen bağnazlığın dimdik ayakta kalışıyla insanları, özellikle de kadınları boyunduruk altına almış depresifliği de bu siyah beyazlık iyi betimliyor.

Rose, anlatım hızını ve yavaşlığını dengeleyen, az da olsa sabır isteyen, sessizliği ve ayrıntıları önemseyen bir yapım. Tarihsel bir hikaye üzerinden kadınların bireysel özgürlük, kimlik ve toplum baskısı hususlarında ne kadar mağdur olduklarını, günümüz hassasiyetlerine bile uğrayacak şekilde işliyor. Rose'un "pantolonun içinde daha fazla özgürlük vardı” sözü, filmin ana fikrini özetliyor aslında. Sandra Hüller’in performansı ise filmin en büyük gücü. Hüller burada alışılmış anlamda büyük duygusal patlamalar sergilemiyor. Aksine, az konuşan, duygularını bastıran ve sürekli dikkatli olmak zorunda kalan bir karakter yaratıyor. Beden dili, yürüyüşü ve bakışlarıyla Rose’un sürekli üzerinde taşıdığı yalanı, yükü, gerilimi hissettiriyor. Bu işleniş yönünden güçlü karakteri, özellikle zayıflıklarıyla güçlü kılıyor. Schleinzer'ın 17. yüzyıl muhafazakarlığını ele alış biçiminin izleri, belli hatlarla 21. yüzyıl muhafazakarlığında da görülebiliyor. Albert Nobbs, The Ballad Of Little Jo, Osama gibi farklı coğrafyalardan, "özgür olmak, iyi bir eğitim almak, meslek sahibi olmak, hayatta kalmak için erkek rolüne bürünme" temalı filmler arasında gösterilecek yeni bir filmimiz daha oldu. Rose, günümüzde hala sıcaklığını koruyan kadına yönelik şiddet, cinayet, istismar, rızasızlık temalarının 17. yüzyıl yansımalarındaki farklılıklara ve aynılıklara temas eden güçlü bir dönem filmi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder