15 Temmuz 2008 Salı

The Mist (2007)

Yönetmen: Frank Darabont

Oyuncular: Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Laurie Holden, Jeffrey DeMunn, Andre Braugher, William Sadler, Nathan Gamble

Senaryo: Stephen King, Frank Darabont

Müzik: Mark Isham

Kasabaya tuhaf bir sis tabakasının çökmesi üzerine korku ve panik içinde süpermarkete sığınan kasaba halkı arasında David Drayton ve küçük oğlu Billy de vardır. Koyu ve kalın sis tabakasının içinde esrarengiz bazı yaratıkların pusuya yatmışçasına gizlendiğini ilk fark eden David olmuştur. Bu dünyaya ait olmayan öldürücü, korkutucu yaratıklardır.

The Mist, Stephen King’i en iyi uyarlama başarısına sahip bir yönetmen/senarist olarak kabul edilen Frank Darabont’un bir ürünü. Green Mile ve kısa hikayesinden uyarlama da olsa The Shawshank Redemption’ın bu ortaklığın nadide eserleri olduğu düşünülünce haliyle beklentiler ayyuka çıkıyor. Ben ustanın beyaz perdeye uyarlanan onca eserinden Misery’yi de sevmiştim. Stephen King’in hep önce okunması gereken bir yazar olduğuna inandım. Hiçbir eseri filme alınmasa da olurdu. Ama alınacaksa da Darabont gibi bir adam alsın bence de. Çünkü Darabont’un, bugüne dek King romanlarını perdeye uyarlamış bir araba dolusu yönetmenin ve senaristin gösteremediği, lüzumsuzca alttan aldığı, gişe dostu-mainstream yancısı zihniyete zıt giden sert bir tarafı var. King’in “insanı” yazan tarafına sızmayı çok iyi beceriyor. Oraya sızıldığında ise idealist yansımalar, insanı insan yapan dürüst hatalar, duygusal zaaflar yanında, akıl almaz kötülükler, içten pazarlıklar, toplum ve sistem eleştirileri Darabont’un elinde kaşla göz arasında şekilleniyor.



The Mist
özellikle yaratık odaklı korku filmlerine meraklı seyirci kitlesinin beklentilerine ters köşe yapan bir film. Bırakın sadece King uyarlamalarını, bünyesinde türlü türlü tehlikeli yaratıklar barındıran, ama buna rağmen gerçek kan emici, duygu sömürücü ve ölümcül ihtirasları olan yaratığın insan olduğuna bu kadar güzel vurgu yapan kaç film izlediniz? Veya “yaratık filmi” diye yüzeysel bir imaj bırakan, ancak yaratıkların sadece figüran olduğu, buna karşın fantastik dram öbeğini eleştirel yönde evriltebilen kaç yapım gördünüz? Romanlarda asla göremeyeceğimiz ani fiziksel tepkiler verdiren korku klişeleri kolaycılığı yerine, vicdani, toplumsal ve insanın insana duyduğu korku ile nefrete yerinde tespitleri-temasları olan bir film The Mist. Her kesimden, her huydan insanların toplandığı süpermarketler gibi sosyal alanlardan bir gerilim yaratma fikrini, çeşitli tasarımlardan mülhem yaratık aleminin saldığı korkunun bile önüne geçirebilecek dahiyanelikte işlemiş bir filmle karşı karşıyayız. Fakat film genel olarak bütünüyle olmasa da finaliyle izleyenleri ikiye bölüyor. Ben maalesef King’in bizzat övdüğü bu Darabont finalini beğenmeyenler arasındayım. Banal bir mutlu son beklentisi yönünden değil elbette. War Of The Worlds frekansı yaydığı bazı anlar, belli bir çoğunluğa bu (yanlış) fikri vermiş olabilir. Darabont’un son derece haklı olarak yaratmak istediği çıkışsızlığı verebilmek için ve filmin tüm karamsarlık disiplinine çok başka (hatta bence alakasız) bir karamsarlıkla bulduğu abartılı çözüm yönünden… Tabi bu final de sapına kadar insana, onun yüzyıllar boyu süregelen ve sürecek trajedisine atılan son yılların en sert tokatlarından biri. Fakat o ana kadar genel bir insani boyut sağlamışken aniden kişisel bir trajediye bağladığı finali topyekün The Mist ile bağdaştıramadım. Bu bağdaştırmayı zihinlerinde sağlamış olanlar mutlaka vardır. Yine de bence bir filmin, senaryonun ya da finalin sabit bir bağdaştırma sağlamasından ziyade böyle ikilemlerle zekice kafa karıştırması daha tercih edilebilir bir durum.

Standartları sarsmayan oyunculuklar arasında bana göre filmin yıldızı Mrs. Carmody, yani Marcia Gay Harden idi. İzleyicinin sinirleriyle bu kadar iyi oynayabilen karakterlerin dini figürlerden çıkması, There Will Be Blood’dan sonra The Mist’de de mükemmel sonuç vermiş. Birçok tartışmalı sahne arasında biri ayrıca beni çok etkiledi: İnsanların markete hapsolduğu ilk başlarda, küçük çocukları evde yalnız olduğu için dışarı çıkmak isteyen ama aradığı yardımı hiç kimseden bulamayan kadının içine düştüğü durum, filmin insancıl boyutunun düştüğü ikilemi çok çarpıcı biçimde vurguluyordu. Hem dışarı çıkmak isteyen kadın, hem de içerde kalmak isteyen diğerleri arasında içine düşülen çelişkiler yumağı, bir bilim kurgu fanteziye derinlik, ciddiyet ve haysiyet katan uyarlamanın kritik dakikalarından sadece biriydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder