4 Mart 2007 Pazar

The World's Fastest Indian (2005)


Yönetmen: Roger Donaldson
Oyuncular: Anthony Hopkins, Diane Ladd, Saginaw Grant, Walton Goggins, Christopher Lawford, William Lucking
Senaryo: Roger Donaldson
Müzik: J. Peter Robinson

Yaşamı boyunca klâsik Indian motorsikletini mükemmelleştimeye çalışan Burt Munro, dünyanın bir ucundan Utah'taki Bonneville tuz çöllerine, motorunu denemek için yola çıkar. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen, yeni hız rekorunun sahibi olur. 1967 yılında Munro tarafından kırılan dünya rekorunu henüz geçebilen kimse olmadı ve efsanesi günümüze kadar geldi.


No Way Out, Coctail, Cadillac Man filmlerinin yönetmeni Roger Donaldson’ın yeni filmi The World’s Fastest Indian, 1967 yılında Yeni Zelandalı Burt Munro’nun 1920 Indian motosikletiyle hız denemesi yapmak için, Yeni Zelanda’dan Utah eyaletinde bulunan Boneville’deki kurumuş tuz gölüne doğru yaptığı yolculuğu anlatıyor. Bu kurumuş gölde, dünya kara hız denemeleri yapılmakta ve Munro’nun o dönemde kırdığı rekorlar günümüzde bile halen kırılamamış. Film, Munro’nun hayatından ziyade, Yeni Zelanda’daki çalışmalarından Amerika’ya kadar uzandığı periyodu ele almakta. Öyle bile olsa, Munro gibi renkli bir kişiliği tanıma fırsatını kaçırmamak gerek.

Yaşından beklenmeyecek bir şevkle, ilkel araç gereçlerle ve müthiş bir inatla yaptığı Indian'ı ile Boneville denemelerine katılmayı hayal eden Munro’nun gerçek öyküsü Donaldson ve Hopkins tarafından vücut bulmasaydı, böylesine sıra dışı bir kişilikten haberimiz olmayacaktı. Ömrünün 25 yılını bu hayal ile geçiren Munro’nun, komşularının küçük oğlu Tom’a verdiği “hayallerinin peşinden gitmezsen, bir sebze ol daha iyi” öğüdü bile onun azmi hakkında çok şey söylüyor. Bu gerçekten hayran olunacak ve takdir edilecek bir azim. Munro için en önemlisi klasik ifadeyle “yarışmaya katılmak” olsa da, katıldıktan sonra amacını gerçekleştireceğine olan özgüveni herkese parmak ısırtıyor. Yine Tom’un sorduğu “çarparsan ölmekten korkmuyor musun” sorusuna “böyle bir motorda beş dakikada yaşadığın, bazı insanların ömürlerine değer” sözüyle de hayallerimizin kutsallığını vurguluyor.

Munro, evini ipotek ettirerek çektiği krediyle Yeni Zelanda’dan Amerika-Utah-Boneville yoluna çıktığı ve bunu sadece hayallerini gerçekleştirmek için yaptığı için bu yolculuk onun için bir “hac” niteliğinde. Kendince “kutsal topraklar” olarak nitelediği Boneville’in kuru tuz sahasında zamana karşı yapacağı hız, onun için aynı zamanda ibadet ve meydan okuma niteliği taşıyor. Munro Amerika’ya doğru yola çıktığında yolda karşılaştığı insanların küçük bir Amerika panaroması yansıttığını görüyoruz. Kızılderili Jack, travesti Tina, araba satıcısı Fernando, bir günlük ilişki yaşadığı Ada, Vietnam’dan izine gelen genç asker Rusty, Burt Monro’nun kutsal yolculuğu esnasında karşılaştığı insanlar. Bu karşılaşmalarla savaş, ölüm, prostat ve daha bir çok ayrınıyla ufacık da olsa yüzyüze gelen Munro’nun saf, tertemiz ama son derece güçlü insani ilişki kurma yeteneği sayesinde hepsi üzerinde kalıcı etkiler bırakıyor. Öyle ki onun bu şirinliği, Boneville’deki herkesin kalbini fethediyor. Önceleri ciddiye alınmasa, hatta denemelere katılamama tehlikesi yaşasa da, inatçılığı, kararlılığı ve insani doğallığı sayesinde tüm zorlukları aşıyor.


En iyiyi sona saklayarak Anthony Hopkins’ten bahsetmek gerek. Hopkins belki de kendi tarihinin en güçlü oyunlarından birini çıkarıyor. Küçük Yeni Zelanda’dan bir nevi “köyden indim şehire” misali, koca Amerika’ya gelip, dürüstlüğü, kararlılığı, sevimliliği, saflığı hatta bazen komik doğallığıyla önce buranın insanlarını, sonra da başarısıyla tüm dünyayı fetheden Burt Munro rolü şimdiden tüm büyük ödüllerin en güçlü favorisi. Uzun zamandır Hopkins’ten böylesi bir performans çıkmamıştı. Benzer başarı öykülerinde duyulan usta oyuncu ihtiyacını fazlasıyla yerine getirerek, genç-yaşlı herkesin ilgisini çekebilecek bir oyunculuk dersi veriyor adeta. Filmin her sahnesine damga vuran Hopkins’in etrafında oluşturduğu hâle, bugüne kadar hakkıyla En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazanmış oyuncularda gördüğümüzden hiç farklı değil. Burt Munro, gerçekleştirdiği hayaliyle ne kadar unutulmaz bir figür olduysa, Anthony Hopkins de sinema dünyasının unutulmazı olduğunu bir kez daha ispatlıyor..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder